Yarın Çok Geç Olmakla Meşhurdur…



Yarınlar, geç kalmaların adıdır..


O geç kalmayı yaşamadan olduğumuz günün kıymetini anlamak imkansız..


The Pianist adlı oscarlık bir filmde, başrol oyuncusu;


" Sanki çok ömrümüz varmış gibi beklemeyi öğretiyor bize hayat.." diyor..


Beklemek, ne büyük bir yük bu kısacık ömre edilmiş ne büyük bir eziyet, dönüp bakıldığında..


Ama bazen en büyük mecburiyetimiz de..


O kısacık ömrümüzün bitmeyen dakikaları..

Çok ilginç olan ayrı bir detay da,


Hayata nasıl da güvendiğimiz..

Bir dakika sonrasını garanti edemezken, belki de yıllar sonrasının planlarını yapıyoruz kendi içimizde…


An’a güvenmek, an’da kalmak en büyük zorluğumuz, imkansızımız hatta..


Ömrümüzün çoğu, ya hiç gerçekleşmeyecek olayları ya da geçmişte kalan hatıraları tekrar tekrar yaşamak ile gelip geçiyor.


Bunları yaparken bize ne kalıyor, ya da bizden ne eksiliyor peki...?


Her gün aynı yoldan yürürken önünden geçtiğimiz denize dönüp bakamamak,

Yediğimiz yemeğin tadını alamamak,

Olup bitenleri görememek..


Hayatı hep geçiştirmenin tam da ortasında bekleyerek güyaaa sorsan, yaşıyoruz..

Şairin,


" Herkese bir pencere lazım, önünde oturup her şeyi unutabileceği.." dediği yerden seslenerek..


Gökyüzüne bakıp, denizi izleyip, yediğimiz yemekler de kahkahalarımızın yükselişini umut ediyorum..


Çünkü, ömür birkaç güzel andan ibaret ve hayat geç kalmışlığı affetmiyor…


1/12

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi