Y Kuşağı Demeyin Üstüme Alınıyorum

insanveotesi.com


Herkese kendi kuşağı tatlı gelirmiş, Y Kuşağı olduğum için demiyorum gayet normal bir birey gibi hissediyorum kendimi. Çevremdeki çoğu kişi de Y Kuşağı, onlarda da bir gariplik henüz farketmedim. Kuşak çatışmalarının varlığına inanıyorum ancak bu Y Kuşağı kime ne yaptı anlamış değilim. Nedir bu Y Kuşağı, kime denir, ne yer-ne içer biraz bunlar üzerinde kafa yoralım.


Gerçekte Y Kuşağı = 1981-2000 yılları arasında dünyaya gelen jenerasyona Y kuşağı denmektedir. Sorgulayan bir yapıya sahip oldukları için kuşak ismini WHY kelimisinden almıştır. Yapılan çeşitli araştırma sonuçlarına göre, farklı bakış açılarına ve yaşam tarzlarına saygılı, sosyal sorumluluk projelerine önem veren, özgüvenli, sonuç odaklı yapılarıyla tanınmaktadırlar. Teknolojinin faydalarından yararlanmasını bilen, araştıran ve okuyan bir kuşaktır. Değişimi yönetebilen Y kuşağı, fark edilmek, geribildirim almak ve takdir edilmek konusuna önem vermektedir. İş hayatında ise; düşünce yapıları, işi organize etme ve yönetme biçimleri, çalışma saatleri, kıyafet uygulamaları konusunda diğer kuşaklara göre farklı bakış açılarına sahiplerdir. İletişim yönetiminde ise oldukça kuvvetlidirler.


Halk dilinde Y Kuşağı = Sorumsuz, isyankar, kafasına göre, işine geldiği gibi, eyvallahı olmayan, aidiyet duygusu yoksunu, kural tanımayan, hemen müdür olmak isteyen, değişik işlerle uğraşan, çabucak pes eden, maymun iştahlı, telefona ve internete bağımlı, sürekli alkış bekleyen/ gazla çalışan, doyumsuz, halinden hoşnutsuz, elindekiyle yetinmeyen anlamına gelmekte.


Yukarıdaki tanımlamaları okuyan kişi Y Kuşağı ise gülümsemiş, X Kuşağı ise “Aşkolsun bu mu yani?” demiş, Geleneksel veya Baby Boomers olan kişiler ise “Yavrum daha önemli bir işin yok mu kaç yaşına geldin nelerle uğraşıyorsun” demiştir. Herkesi seviyor ve kucaklıyorum. Çok sevdiğim ve saygı duyduğum X Kuşağındaki profesyoneller ise beni “İçine X karıştırılmış Y Kuşağı” olarak tanımlamaktalar. Kötüler Y’den, iyiler X’den.. :)


Yakın zamanda katıldığım bir eğitimde; X kuşağından olan eğitmen, katılımcılardan birinin işine olan aidiyet duygusunu ve sorumluluk bilincini övüyordu tabii ki konuyu kuşaklarla bağdaştırarak. “Örneğin bir Y kuşağına bakalım, evet Begüm sen kaç yıldır Meteksan’da çalışıyorsun” dedi ve bomba gibi bir X, Y karşılaştırması yapmaya hazırdı. Ben 4 yıl olarak cevap verdim ve “aslında O KADAR DA maymun iştahlı değilmişsin” dedi. Hani Y kuşağı olduğum için zaten maymun iştahlıyım o cepte ancak okadar da değilmişim..


İstanbul’da katıldığım ve tüm Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin yöneticilerinin katıldığı bir eğitimde sanırım iki Y kuşağı katılımcıdan biriydim. Bütün bir eğitim boyunca Y kuşağının negatif özelliklerini mülakatlarda nasıl ortaya çıkarabiliriz temalı konuşmalar sonucu Y kuşağı olarak adlandırılmayı hakaret olarak algılamaya başladım. Eminim birçok işini seven, sorumluluk bilinci yüksek, şirketine aidiyet duygusu besleyen, araştırmayı ve yenilikleri seven “normal” kuşakdaşlarım da benimle aynı fikirdelerdir.


Her dönemde çeşit çeşit insan olduğu gibi Y kuşağında da genelleme yapmak bizleri doğru sonuca ulaştırmaz. Y kuşağını, İÇİNDE DUYGU BULUNDURAN ŞEYLERİN PEŞİNDEN GİDEN olarak tanımlayabilirim. Şirketler için “maaş, yemek, servis” üçlüsü artık prim yapmıyor, olması gereken statüsünde inceleniyor. Sosyal sorumluluk projeleri, doğum günü izni, şirket aktiviteleri vb. içinde duygu bulunduran uygulamalar olduğu için şirketleri dört duvar bir yer olmaktan çıkartıyor ve o dört duvarın içerisinde insanların bulunduğu ve o insanların da ailelerinin olduğunu bizlere hatırlatıyor. Günümüzün büyük çoğunluğunu şirketlerimizde beraber geçiriyorsak; biraz daha keyifli, mutlu, birbirinin yaptıklarını farkeden, başarıyı paylaştığımız şekilde zamanımızı değerlendirmeliyiz. İşimizin isterlerini olumsuz etkilemeyecek şekilde giyinmek, esnek mesai uygulamaları vb., 4857 sayılı iş kanunun bizlere sunmuş olduğu haftalık 45 saat hapishanesi durumundan psikolojik olarak sıyrılmamızı sağlayacaktır.


Y kuşağı tek tıkla 10’larca kişiyle eşzamanlı iletişime geçebiliyor. Twitter, instagram, facebook, pinterest, haber siteleri, üniversite kütüphaneleri, makale siteleri vb. sayesinde tüm bilgilere oturdukları yerden ulaşabiliyor, araştırabiliyor. Bloglar, sözlükler vb. sayesinde düşüncelerini aktarabiliyor ve başka görüşlerden yüzlerce düşünceleri okumak, başkalarının nasıl düşündüğünü öğrenmek için bu sitelere abone oluyorlar. Farklı görüşlere saygı duymayı öğreniyor, sürekli yenileniyor, etkileşimini arttırıyor. Dünyada yaşanan haksızlıklara, olumsuz olaylarda aynı duyguda kenetlenerek sosyal medya aracılığıyla seslerini duyurabiliyor, olayların seyrini değiştirebiliyorlar.


Aslında başka bir boyutuyla Y kuşağı genellemesini ele aldığımızda, Türkiye’de doğuda hala yürüyerek okullarına gitmeye çalışan imkanları kısıtlı çocukları, kız ve erkek arasında cinsiyet eşitsizliği yaratan toplumumuzu, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı veya büyüklerin yanında konuşulmaz baskısıyla yetişen nesillerimizi; Amerika-Avrupa kuşak tanımlamalarıyla yargılamanın gerçekçi olmadığı düşüncesindeyim.


Bir tarafta yeni nesili elinde tutamadıkları için şikayet eden şirketler, diğer tarafta üniversite mezunu işsiz genç nüfus.. Çok başarılı yöneticilerin/liderlerin ve kurumsal şirketlerin yanısıra; asgari ücret bile vermeyen, stajyer statüsünde yeni mezun istihdam eden veya sigorta yapmayan, deneyimsiz çalışan kabul etmeyen ve yetiştirmek için emek harcamayan, başarıları takdir etmeyen, motivasyon kelimesinin içini dolduramayan yöneticilerin de X kuşağı içinde yer aldığı gerçeği ile yüzyüzeyiz. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak her kuşağın bilinçli ve yenilikçi bireyleri olarak taşın altına elimizi koymamızın vakti sanırım çoktan geldi.



13 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi