UMUDUN IŞIĞI SÖNMESİN

Minicik bir virüs kendi küçük etkisi büyük...


Hayatımıza girmesi ile hayatlarımız değişti. Virüsü alan da almayan da herkesin hayatı değişti. Ne kadar ilginç değil mi? Yeryüzündeki toplamının ağırlığı gr ile ölçülen bir virüsün tüm dünyadaki insanların hayatını bu kadar değiştiriyor olması...


Neleri öğretmedi, neleri hatırlatmadı ki bizlere. Herkesi kendi dünyasına çekti, kendi kabuğuna sınırını bil dedi belki de, sınırını bil. Belirle dedi belki de, kendi sınırını belirle kimseyi o sınıra yaklaştırma, sen de başkasının sınırına saygı duy, aşma kimsenin sınırını.


Çok mu samimi olmuştuk biz, çok mu mucuk mucuk bir ilişkimiz vardı insanlarla? Çok mu sınırımızı aşmıştık, başkalarının hayatlarına fazla mı müdahil olmuştuk?


Yaşadığımız her şeyin bize bir öğreti niteliği taşıdığını düşünürsek; temizlik alışkanlığını hatırlattığını kabul ediyoruz da bize bu yönde de bir hatırlatma yaptığını mı kabul etmeyeceğiz.

Neden olmasın, öyle veya değil çevremizdeki insanların yaşamları ile çok fazla ilgilenirken birden kendi hayatlarımızın derdine düştük. Kim ne yapmış, kim nereye gitmiş, kim ne yapıyor? Hiç kimse buna bakmaz oldu değil mi?


Bir büyüğüm bir öğüt vermişti bir zamanlar bana o aklıma geldi "evlenirken her şeyiniz tam olmasın buna dikkat edin olur mu? Bir şeyiniz eksik evlenin evlenirken. O eksik olanı almak, tamamlamak için mücadele ederken kavga etmeyi unutursunuz".


Bu virüste bize bir çok şeyi unutturmuştu...


Sağlığımızı korumanın derdine düştük; sağlığımızı korumaya çalışırken hayatlarımızda her şeyimiz de bir anda değişti. Yaşam şeklimiz değişti.


İnsanlarla daha mesafeli olduk, en yakınlarımızla bile. Sadece kendimizi korumak için değil, onları da korumak için. Ya ben taşıyıcıysam onları riske atamam. Sevgi bu değil mi, seven sevdiğini korur değil mi? Sevdiklerimizi korumak için onlardan uzak durmalıydık, aramıza mesafe koymalıydık?


Kriz anıydı, hayatlarımızda bir kriz anı...Peki bu kriz anında bile krizi fırsata çevirebileceğimiz şeyler yok muydu?


Elbette vardı, hiç bir şey yapmadan oturmakla olamayacağını kriz süresi uzadıkça anlamayan da anladı bence.


İşler eve taşındı, okullar eve taşındı, yapılan her şeyin evden de yapılabileceği görüldü. Darda kalınırsa evde ekmek yapılabildiği gibi teknolojiyi doğru kullanabilirsek her şeyi oradan da yapabileceğimizi de gördük.


Yeni neslin teknoloji sıkıntısı yok tabii ki de fakat bilmeyen de öğrenme yoluna gitti. İnsanlar kahvelerini içerken sohbet edecekleri arkadaşlarını görüntülü arayarak özlem giderebildi yalnız kalmadı.


İnsanlar evde kaldığı sürece kendi kendine kaldığı sürece kendini geliştirme yoluna gitti. Kimi insan ailesiyle birlikte geçirecek vakit bulamadığından yakınırken tüm aile bir arada geçirecek çok vakitleri oldu.


Belki kitap okuyacak vaktim yok diyen kitap okuyacak vakit buldu.


Evde olsam şunu yapardım, vaktim olsa bunu yapardım diyene evde vakitte sunulmuş oldu.

Süreç uzayınca bu da şikayete dönüştü tabii bizlerde.


Şikayet değil de bir şeyler yapılmalıydı, bunu değerlendirecek bir şeyler.

Online dersler süperdi açıkçası. En azından benim için öyle oldu diyebilirim.


Pandemiden önce eğitim almak istediğim okul, bulunduğum şehirde olmadığı için online ders alabileceğimi söylediklerinde çokta sıcak bakmamıştım açıkçası. Benim nesil diyeyim, bizler yeni nesil kadar alışık değildik böyle şeylere. Aklımda bir sürü soru ile başlamıştım; olur mu ki, yüz yüze ders gibi verimli olur mu acaba? Alışmışız biz işte yakın temasa ne farkı var ki oluyormuş işte.


Sanki online ders beni pandemi sürecine hazırlamıştı. Şimdi vaktim daha da artmıştı, artık evde daha çok zaman geçiriyordum. Bunu değerlendirmek için süper bir fırsattı benim için. Aldığım ders sayısını arttırdım. Eğitim aldığım iki bölümü bitirdim, bir diğerini üç hafta sonra, bir diğerini ise bir kaç ay sonra bitireceğim. Biten eğitimlerimin yerine yenilerini eklemek için planlarımı bile yaptım.

Yeni bir mesleğim olmuştu bu süreçte benim ve yeni mesleğimi ilerletip geliştirme fırsatım.


Hayatımızda her şey olabiliyor, her şey mümkün. Acısıyla tatlısıyla, zoruyla kolayıyla her şey. Hayatta her şeyi yaşamak mümkün. Her zorluktan kendimize bir güzellik çıkarmakta mümkün yeter ki içimizdeki umut ışığı olsun, yeter ki hevesimiz canlı olsun. Yoldaki asfaltta bile kendine yeşerecek bir çatlak bulan çiçek gibi bizde o zorluğun içinden yeşerecek bir çatlak illa ki buluruz.

Umutlarımızı kaybetmeyelim onlar bizim bu yaşama tutunmamız için bize lazım. Heveslerimizi canlı tutalım, canlı tutalım ki istediklerimize ulaşmamız için güç versin bize.


Biz bu süreci de atlatacağız, neler atlatmadık ki bir düşünsenize...


Hem kendimizi hem başkalarını koruyarak, üzerimizde taşıdığımız sorumluluğun bilinciyle hareket ederek, hep birlikte bu süreci de atlatacağız.



Sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın...









































1/12

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi