Uçurtma Avcısı

Kitap delisi olan biri olarak ismi ile direk gönlümü fetheden ve en sevdiğim kitaplar listesinde birinciliğe yerleşen “UÇURTMA AVCISI” adlı kitabın üzerimdeki etkilerini paylaşacağım..


Kitabın Konusu;

Afganistan - Kabil'in Vezir Ekber Han bölgesinden bir Peştun olan Emir isimli çocuğun hikâyesini anlatıyor. Emir, çocukluk arkadaşı ve süt kardeşi Hasan'a ihanet edişini unutamamaktadır. Hikâye Afganistan'da krallığın çöküşü, Sovyet işgali, ülkeden Pakistan'a ve Amerika'ya toplu göç ediş ve Taliban yönetimi gibi kargaşalı ortamını konu almaktadır.

(Kitap konusu kısmı alıntıdır.)


Kitabı okumayanların mevcut olma durumundan dolayı tabi ki kitabı anlatmayacağım sadece beni etkileyen bir kaç yerini paylaşacağım ama öncesinde kitabın üzerimde bıraktığı etki ve yazarı ile başlamak istiyorum.


Khaled Hosseini (Halit Hüseyni) diğer kitaplarını da okumamdan dolayı bildiğim insanın içine işleyen, insanların yüzünde beliren o ana ait duygusunu çok iyi betimleyip, kelimelerin arasına sıkıştırarak önümüze sunan bir anlatıma sahiptir.


Bundan mütevellit kitabı okumakla kalmayıp o hikayeyi siz yaşıyorsunuz.


Her yazar yaşadıklarını mutlaka yazılarına yansıttığını bildiğim için bu hikayelerin hayatıyla da bağlantısı olduğunu düşünerek yazarı araştırmaya koyuldum.


Khaled Hosseini (Halit Hüseyni), 4 Mart 1965 yılında Kabil'de doğduğu ve Alevi asıllı olduğunu, babasının Afganistan Dış İşleri Bakanlığı'nda çalıştığını ve 1976 yılında Afganistan'daki komünist baskıdan kaçmak için Paris'te iş bulduğunu, Paris'e taşındıklarını öğrendim. Kitaplarında da, bu göç sırasında yaşanılanları detaylarını ve zorluklarını anlatımına dahil ettiğini düşünüyorum.


Kitabı ilk elinize aldığınız da uçurtma peşinde koşan iki çocuğun hikayesi diye düşebilirsiniz. Ancak iki çocuğun hayatı, dostluk ve ihaneti, babaları ile olan ilişkileri, bağlantıları, memleket savaşına bakışları, göç ve kaçışları, etkileri ve afgan kültürü derken bir çok konu mevcut..


Etkilendiğim yerlerden ilk bahsetmek istediğim, iki arkadaşın arasındaki bağ, ihanet ve vicdan azabı süreci, akabinde ihanet eden arkadaşın aradan yıllar geçmiş olsa bile yaptığını temizlemek uğruna yaptıkları ve verdiği savaş..


Kitaptaki en belirgin ve aklıma kazınan yer ana karakter olan Emir’in, babasının viski içtiğini görüp, okulda Molla Fetullah Han’tan duyduğuna göre içkinin günah olduğunu babasına söylemesi üzerine babasının şu cümleleri kurması;


“Mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir.

Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karının elinden kocayı, çocuklarından da bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığı zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?


Çalmaktan daha kötü bir suç yoktur, Emir. Kendisine ait olmayan bir şeyi alan insan, bu ister bir can olsun isterse bir dilim nan (ekmek) aşağılıktır. Böyle birinin yüzüne tükürürüm. Böyle biriyle yollarımız kesiştiğinde, Allah yardımcısı olsun. Anlıyorsun, değil mi?

Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmem ya da domuz yemem den çok daha önemli meselelerle uğraşıyordur.’’


Bana ait olan kitabın içerisinde altı çizili ve defalarca okuduğum bir sürü cümle mevcut, yukarıya eklemiş olduğum parağrafı ise bütün hayranlığım ile birlikte 5-6 kez daha okuyarak ekliyorum..


Çünkü bu kitap hem çok tanıdığım her gün şahit olduğum hayatları, hem de çok yabancı hissettiğim duyguları bir araya getirmiş bir tablo gibi..

Okumanız dileğiyle..


1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi