Sustuklarımız, Yaşadıklarımız Olur..

Her geçen gün artan çocuk istismarı, kadın cinayetleri, hayvan eziyetleri.


Gözümüzün önünde meydana gelip, ülkece kör olduğumuz olaylar silsilesi.


Kadına, çocuğa, hayvana şiddet çok, istismar ve tecavüz çok, ölüm çok ama ne veri ne sebep-sonuç ne yaptırım ne de çözüm YOK.


Alışıla gelmiş televizyon haberlerini izleyip, internet haberlerini okuyup o an sayıp, sövüp geçiyoruz.


Nasıl kötü bir dünya burası, nasıl bu hale geldik sorgusu sadece birkaç saniye sürüyor.


Ayrıca tek konu taciz, tecavüz, fiziksel ve psikolojik şiddet ile de kalmıyor.


Pedofili dedikleri sadece çocuklara yapılan taciz/tecavüz, bir de ensest dedikleri aile içi olan cinsel ilişki.


Örneğin; babanın kızına ettiği tecavüz, kızın babasından hamile kalarak kardeşini doğurması gibi.


Gizlenen ama toplumun büyük sorunlarından biri olan, çok uzağımız da gibi görünse de etrafımızda olmadığını düşünsek de yanı başımızda yaşanan olaylar aslında.


Psikologların konu hakkındaki yazıları, olayların nasıl geliştiği ve ortaya çıkış durumları, suçların kanunlardaki yerleri ve yaptırımları, emsal davalardaki sonuçlar ve mağdurların ifadeleri derken Büşra Sanay’a ait 'Kardeşini Doğurmak' adlı kitabı ile tanıştım.


Kitap, kız ve erkek çocuklarına yapılan istismar ve tecavüzü, kadınlara yapılan şiddetin boyutunu anlatan gerçek hikayeleri barındırıyor.


Toplumda en çok görmezden gelinen üzeri örtülen bu sorunların en büyük sebebi yokmuş gibi davranılması aslında.


Bu konu ile ilgili araştırma yaparken en çok şaşırdığım ve anlamlandıramadığım durum, annelerin tepkileriydi.


‘Kardeşini Doğurmak’ adlı kitap da yer alan birçok hikâyede, kızlarının ya da oğullarının istismar edildiğini bilmelerine rağmen annelerin sessiz kalıp konuyu örttükleri ve çocuklarını suçlayıp, susturduklarına şahit oldum.


Burada aslında bu vakaları yaşayan çocuklar, en büyük psikolojik şiddeti ebeveynleri tarafından görmektedirler. En çok güvenmeleri gereken kişiler tarafından da bu şiddete maruz kalmaları ile yaşadıkları travmanın bıraktığı etki artmaktadır.


Kitap da bu vakalar ile ilgilenen psikologlara ait röportajlar da mevcuttur.


En çok dikkatimi çeken röportaj ise, babası tarafından istismara uğramış kızı olan anne ile gerçekleşmiş seanstır.


Psikoterapisi yapılan annenin, istimara uğramış kızı için ne yapabilirimi öğrenmesi, sorgulaması gerekirken, bu annenin psikoloğa, ‘eşim beni değil, kızımı tercih etti.’ cümlesini kullanması, toplumun bakış açısını ölçmek için çok net bir veri olarak değerlendirilmiştir.


Ve bu cümleyi kurma cesaretini gösteren kişi bir anne, bir kadın, doğurganlığa sahip bir dişi ve kendisine rakip gördüğü kadını dünyaya getiren varlık. Bir anne nasıl kendisinin tercih edilmemesini mesele edebilirdi ki.


Gerçi daha kadın olamıyoruz ki, anne olabilme hakkımız doğsun.


Bir kadın olarak kendi haklarımızı koruyamazken, bir de üzerine anne olup bir çocuğun hakkını koruma görevini, sorumluluğunu yüklenebilelim.


Kadına, çocuğa ve hayvana yapılan şiddetin, istismarın ve tecavüzün bitmesini sağlayacak olan en büyük faktör, yine biz kadınlarız.


Bu sorunun çözümü yine kadınlarda, annelerde.


Anneler, bilinçli olup önce haklarını sonra da sorumlu oldukları çocuklarını koruyabilmeyi, çocuklarına sahip oldukları hakları öğretebilmeyi ve onları gözetebilmeyi öğrenirlerse sorunun en azından yarısını çözebilme durumumuz var demektir.


Diğer yarısı ise kanunlarda yer alan boşluklar ve yaptırımlar. Tabi ki burada ataerkil sisteminin de değişmesi şarttır.


Toplum yapısının yumuşaması ve erkeklerin önce evlerinin içindeki sonra dışarıdaki kadına saygı duyup, birey olduklarını kabul ederek yaşamları sürdürmeleri gerekmektedir.


Ataerkil bir toplum olmamız biz kadınların en büyük dezavantajı, maalesef.


Doğuyorsun ilk baba baskısına,

Sonra abi ya da erkek kardeş varsa onun baskısına,

Sonra sevgili ve koca diye devam eden bir zincir baskısına maruz kalıyorsun.

Bu baskı şehir, köy, kasaba ayrımı olmaksızın devam etmektedir.


Bilinçli kadınların sayısının çoğalması, bilinçli anne sayısının artması ve erkek çocuklarının bu bilinç ile yetiştirilmesi, kadını bir eşya, köle gibi gören kişi sayısının azalması hatta yok olması demektir.


Bu bilince sahip olan toplum; kadına, çocuğa, hayvana her türlü varlığa şiddettin, cinayetin, taciz ve tecavüzün de azalması anlamına gelmektedir.


Bu konuda yeni nesil kadınlarından çok umutlu biri olarak, bu sitede el ele vermiş kadınların seslerinden biri olmak en büyük onurum ve gururumdur.


Çünkü; hayvana, çocuğa, kadına olan her türlü kötü muamele de en çok kadınların sesi çıkmaktadır.


Gelen neslin kadınları, hepsi olmasa da çoğu haklarını savunarak, gözeterek geliyor diye görüyor, görmek istiyor ve umut ediyorum.


Bu konuda Büşra Sanay'ın yazmış olduğu ‘Kardeşini Doğurmak’ adlı kitabı da bu yazımda kılavuz olarak kullanmış ve özellikle kadınlarımızın haklarını gözetebilmesi, çocuklarını koruyabilmesi, yaşanmış olayların gidişatı ve sonuçlarına kadar birçok duruma ait ipuçları ve emsallerin yer alması sebebi ile tavsiye ediyorum.


Ayrıca kitap da sadece mağdurlara ait röportajlar yok, avukatların anlattığı kanunlar, psikologların verdiği yol gösterici demeçler ve farkındalığımızı artıracak olaylar, rehber öğretmenlerin iletişim kurma becerilerine kadar detaylı bir anlatım mevcuttur.


Bir kadın olarak bu yolda ufacık bir ışık olabilmek adına bilinçlenerek, elimizi değil gövdemizi taşın altına koymaya hazır olarak bu yolu hep birlikte yürümek dileği ile…





Fotoğraf, https://tr.pinterest.com alınmıştır.

1/12

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi