SESİMİ DUYAN VAR MI ?

İçimde garip bir huzursuzlukla başlamıştım güne. Yapmam gereken onca iş var ama ben bir türlü başlayamıyordum...


Saatler geçiyor benim içim eriyor, vakit geçiyor hadi başla artık diye kendime söyleniyorum.


Böyle olmayacaktı, o masaya oturup çalışmam gerekiyordu. Kahvemi elime alıp geçtim masamın başına...Başlamıştım başlamasına fakat...


Bir an da masa sallandı, eğilip baktım, evdeki kediler yaptı herhalde diye düşündüm ama ortada kedi de olmadığını görünce ne şaşırmaya ne de ne olduğunu anlamlandırmaya vakit kalmadan çok şiddetli bir sarsıntı olmaya başladı. Bu defa sanki masa kayıp gidecekmiş gibiydi, onu iki elimle öyle sıkı tutuyordum ki, tuttuğum o değildi aslında o an bunu anlamamış olsam da...


Oturduğum yerden kıpırdayamamıştım, sanki bir şey yada birileri beni o sandalyeye bağlamış gibi...


Sarsıntının şiddeti yüksekti, süresi de uzadıkça gerginlik ve de korkunun boyutu da artıyordu bende... Hani film şeridi gibi gözümün önünden geçti derler ya ; geçemiyordu ben de öyle film şeritleri. Söz konusu depremse her şey o kadar anlık oluyor ki ne düşünmeye ne anlamlandırmaya vaktin bile olmuyor. O hızlı geçen film şeridi düşüncende olamasa da gerçekte oluveriyor an içerisinde.


17 Ağustos depremi; deprem esnasında ben oturduğumuz binanın 7.katında balkondaydım. O gece de uyku tutmamıştı beni. İlk önce bir rüzgardı gelen, bir an da nereden geldiğini anlamadığım bir anlık şiddetli bir rüzgar... Sonra gökyüzünün kıpkırmızı renge bürünmesi, ardından bir patlama sesi ve ben bu sesin nereden geldiğini anlamak için karşıya baktım ve ben karşıya bakarken bir anda gördüğüm binanın bahçesi oldu. Depremdi olan... İlk vurduğunda yerden yukarı vuruyordu sanki ve vücudumun üst kısmı aşağıya yönelmişti bile, düşüyorum bile diyemeden ikinci hamlesi ile deprem beni bu defa balkonun içine doğru geriye itmişti ... Benim irademin dışında, sanki biri beni bir an arkamdan itti ve ben tam balkondan aşağıya düşecekken de tekrar o biri sanki beni bu defa tutup balkonun içine geri attı...


Şu an da olan depremde de biri beni olduğum sandalyeye bağlamıştı sanki ve etrafımdaki her şey kayıyordu ve ben sadece önümdeki masaya tutunabiliyordum. Uzun sürdü, bana göre çok uzun ... Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi uzun geldi bana...


Sarsıntının ilk bittiği an tamam şimdi dedim, şimdi dışarıya çıktın çıktın yoksa sanki bir daha buradan çıkamayacaksın diyordu içimdeki ses...


Çocuklarıma "maske ve ceketlerinizi alın hemen dışarı çıkıyoruz" dedim.

Çoğu zaman soğukkanlılığını koruyan, kolay kolay panik olmayan ben, deprem karşısında koruyamamıştım soğukkanlılığımı... Daha önce defalarca o depremin sert etkilerini birebir yaşayan ben, yapabileceklerini bire bir yaşayarak gören ben; bu depremde soğuk kanlı olamamıştım ve belki de olamamın sebebi önceki yaşadıklarımdı. Defalarca farklı şekillerini yaşadıklarım...


Astroloji eğitimi aldığımı biliyorsunuz, 31 Ekim'de gerçekleşecek mavi dolunayı da. Bu etkiyi diğer astrologların gördüğü gibi ben de görmüştüm. Bir iki kişi dışında kimseyle de bunu dile getirmedim. Söz büyüdür, belki söylersem olma olasılığını güçlendireceğim gibi geldiği için susmayı seçtim. Dolunay üzerine yaptığım yorumu en olumluya çevirerek yazmaya çalıştığım yazımı yazarken bile bunu yazmak istemedim. Kaldı ki deprem günü beni bir türlü o çalışma masasına oturtamayan durumun sebebi de buydu. Olumsuz olanı yazmazsam sanki olma şiddeti azalacakmış gibi...Yazımın bir kısmını yayınladıktan sonra tamamlayamadan deprem başlamıştı bile...


O sarsıntı esnasında ağzımdan çıkan kelimeler "Dolunay, yazmadım ama ben depremi yazmadım" oldu sarsıntı boyunca. Sanki ben yazmadım, ben söylemedim şimdi neden oluyorsun olma der gibiydim belki de...Bunlar sadece panikle söylenmiş sözlerdi.

Benim bu paniklemem, bu gerginliğim, şimdiye ait değildi ki sadece. Sanki öncesinde halının altına süpürülen tüm duygular bu depremle birlikte bir çatlak bulmuş ve yüzeye kusarcasına çıkmıştı.


Araba bile kullanacak durumda değildim, yaprak gibi titriyordum. Büyük oğlum aradı "anne geliyorum korkma dışarıda bekle beni" diye. Önceki depremleri o her ne kadar küçükte olsa birlikte yaşamıştık. Birlikte yaşadığım bir tek o değildi o anları yaşarken eski eşimde yanımdaydı o zamanlar. Benden 1400 km uzaktaydı şu an. Bütün yakınlarım, tanıdıklarım, bir iki kez bile telefon görüşmesine dayanan tanıdıklarım bile, herkes herkes, iyi miyiz diye telefonlara sarılmış bizi arıyor ve iyi olduğumuz haberini almak istiyordu. Ben hepsine, iyi olmasak bile hala nefes alabiliyor ve yaşıyor olmanın hissiyatıyla; iyiyiz biz diye konuşurken, eski eşimde ipler kopmuştu bende ağlamaya başladım. Çünkü o daha önce o halının altına süpürdüğüm tüm yaşananların bendeki etkisini en iyi bilendi, benimle birlikte yaşıyor olandı ve o yaraları benimle birlikte sarandı "sakin ol geliyorum ben, şimdi yola çıkıyorum" dedi. Çocukları buradaydı, her duruma ne kadar göğüs gerebildiğimi bilse de deprem konusundaki durumumu da biliyordu.

Ölmek değildi bende ki korku ...


Belki de o halının altına süpürdüklerimin temizlenme zamanı gelmişti. Belki de köküne kadar temizlenmesini sağlayacak bir fırsat yaratmıştı bu deprem. O halıyı silkelemişti deprem, altında üstünde ne varsa gün yüzüne çıkarmıştı. Bütün duygular ortada hadi bir daha bak der gibi...


Bu deprem sadece dışımızda yaşadığımız değil içimizde yaşadıklarımızın da daha sağlam bir zemine oturmasını sağlamak için bir fırsat yaratıyordu sanki...

Büyük oğlum beni ve çocuklarımı aldı babamı almaya gidiyorduk; trafik inanılmaz kalabalık herkes yollardaydı. Babam Bornova'da, bana 20 km uzaklıktaydı ama yol bitmek bilmiyordu sanki ve yol boyunca gelen telefonlar Bornova'nın çok kötü olduğunu söyleyip duruyordu.


Bornova'ya geldiğimiz an da Allah'ım bu ne dedim sanki 20 km uzaktan değil, tamamen başka bir dünyaya gelmiştik biz.


Can pazarı derler ya hani, işte o kelimenin ne olduğunu görüyordum o an.

Sanki nereye koşacağını şaşıran insanlar rast gele koşuyorlarmış gibi, herkes bir taraflara koşuyor, siren sesleri birbirine karışıyor, kurtarma araçları, ambulanslar ;hem havadan hem karadan çalışıyor. Polisler yolları kapatıyor, halkı yıkılan alanlardan uzaklaştırmaya çalışırken bir yandan onların da şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyor. Nihayetinde onlar da insan diyorsun, hepimiz gibi insan...Onlarda ailelerinin yanında olmak isteyecekleri bir an da hepimiz için mücadele ediyor ve bir taraftan görevlerini yaparken bir taraftan da ailelerini, sevdiklerini merak ediyor olmalarının karmaşası yansıyordu belki yüzlerine. Ben bunu şimdi düşünebiliyor, şimdi söyleyebiliyorum. Çünkü o an da sadece insan yakınları iyi mi derdinde oluyor başka hiç bir şey düşünemiyor.


Yıkılan binaları gördüm, kocaman apartmanın çatısı kaldırımla bir seviyede olmuştu neredeyse. Allah'ım buna nasıl bir şey bunca kat, bunca katta yaşayan insanlar nereye gitti bir anda nasıl yok oldu?


Neler oluyor?


Kocaman bir kaos ve ben o kaosun tam ortasındayım. Etrafımdaki her şey çok hızlı hareket ediyor ve ben hiç bir şey yapamıyorum. Hiç bir şey yapamıyorum.


Ağlayanlar, koşuşanlar, nereye gideceğini bilmeden etrafına şaşkın şaşkın bakanlar, yıkılan binalarda belki bir yardımım olur diye çırpınanlar belki de yıkıntıların içinde yakınlarının olduğunu bilip onlara ulaşabilmek için çırpınanlar...

Kocaman bir kaos ve hiç bir şey yapamıyorsun, o kadar hızlı oldu ki her şey çaresizliğin dibini yaşıyorsun...Sanki bir kabusun içerisindesin bağırmak ve sesini duyurmak istiyorsun ama sesin çıkmıyor.


Herkesin iyi olduğunu bilmek istiyorsun herkesin iyi olduğunu...

Ne kızgınlık, ne kırgınlık, ne öfke sadece herkesin iyi olduğunu bilmek istiyorsun...

Ben anladım ki, deprem anındaki sarsıntı değildi asıl benim korku duymama sebep olan, beni korkutan çaresizlik hissiydi. Tehlikenin önceden geliyor olma ihtimalini tahmin etmiş olmak bile yaşadığın anda ne hissedeceğini değiştirmiyordu hatta belki biraz daha fazla yoğun hissetmene sebep oluyordu o anın etkilerini...


Her ne olursa olsun her şey bir anlıktı. Her şey bir an da olabiliyordu ve insan o anda hiçbir şey yapamıyor, elinden gelen hiç bir şey olmuyordu bu durumu engelleyebilmek için.


Hayatımızın, sevdiklerimizin kıymetini bilmek için gerçekten de böyle üzücü anları beklemek ...


Onlara olan kızgınlık, kırgınlık hislerimizi bile unutabilmek, yok sayabilmek için böyle anların yaşanmasını beklemek...


Onlara sen ne yaparsan yap ben seni seviyorum aslında diyebilmek için böyle anların olmasını beklemek...


Hiç gerek yok inanın bana hiç gerek yok hala hayattayken, hala yaşıyorken tüm olumsuz duyguları silebilmek için sadece bu anların beklenmesine gerek yok. Belki o an da sevdiklerimize onları ne kadar sevdiğimizi söyleyecek fırsatımız bile olmayabilir.


Seni seviyorum...


İki kelime ağızdan çıkacak olan ama tüm duygulara da iyi gelecek olan iki kelime...

Dışarıda geçirilen iki günün sonunda tekrar Bornova'ya gittiğimde; o ilk günkü karmaşanın yerini çok büyük bir sessizlik almıştı. O sesliğin içinden duyulan sadece kurtarma ekiplerinin çalışma araçlarının sesiydi. Enkaz altından bir sese bir cana daha ulaşabilmek için sessizliğe çekilmişti sanki herkes. Hemen hemen her parka kurulmuş yardım çadırında kalan insanlara bile yardımlar öyle sessizlik içerisinde ulaştırılıyordu ki. Herkes tek yürek, tek vücut gibi birlik içinde hareket ediyordu. Umutlar bitmedi; dilerim o seslere, o yardım bekleyen insanlara en kısa sürede yardım ulaşılır, dilerim bir daha böyle acı dolu günler yerine hep güzel günler yaşanır.


Sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın sadece sevgide kalın.....

















1/12

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi