Satır Aralarını Okuyabilmek: Duygusal Zeka

Duygusal zekanın öneminden bahsetmeye gerek yok sanırım çünkü mesleğiniz ne olursa olsun günde en az üç kere bu kavramı duyuyorsunuzdur. Üniversite öğrencilerine eskiden bir işe sahip olmak ve diğer adaylarla arasında fark yaratmak adına ikinci hatta üçüncü bir dil öğrenmesi öğüdü verilirken, bugünlerde duygusal zekasını geliştirmesi öğütlenir hale geldi.

Renkli kurumsal plaza hayatının vazgeçilmezi, iş görüşmelerinde define ararcasına karşımızdaki kişinin duygusal zekasını keşfetmeye çalıştığımız yegane 21. Yüzyıl efsanesi, kurum eğitmenlerinin, kişisel gelişim yazarlarının yegane gelir kaynağı sevgili Duygusal zeka karşınızda...

Hepimizin önemini kabul etmiş olduğumuz duygusal zeka kavramı hayatlarımızda neden bu kadar önemli bir rol oynamaya başladı? Endüstrinin geliştiği o ilk yıllarda da bu kadar mühim miydi?

Günümüz konuşma diline basitleştirerek aktarırsak “Duygusal Zeka” yani EQ, satır aralarını okumak, kişilerin görünmeyen kırmızı çizgilerini sezebilmek, ne dediğini değil aslında ne demek istediğini anlayabilme yeteneği.

Duygusal zekanın varlığına ihtiyaç duyma sebebimiz oldukça açık. Teşekkür etmeyi, özür dilemeyi, sevdiğini veya sevmediğini, istediğini veya istemediğini, pişman olduğunu, başarısız olduğunu, mutlu veya mutsuz olduğunu, hoşuna gitmediğini, sınırları aştığını veya daha çok ilgiye ihtiyacının olduğunu, tebrik veya takdir etmeyi vb. dilimizdeki YASAKLANMIŞ cümleleri karşıdaki kişi dile getirmese de anlayabilme becerisine günümüzde duygusal zeka deniyor. Poker yüzlü olmanın alkışlandığı ve hissettiklerini dile getirmenin acizlik sayıldığı dönemimizde; iletişimimizi ve yaşamamızı sürdürebilmemiz adına gerek duyduğumuz nadide anahtar kendileri.

Gözlerinizi kapatın ve gün içinde kurduğunuz “aslında”, “bence”, “sanırım” vb. ile başlayan cümlelerinizi aklınıza getirin. “Bence beni seviyor”, “aslında o da üzgün olduğunu dile getirmek istedi”, “sanırım yöneticim de ilettiğim raporumu beğendi” ve nice bu örneklerdeki gibi cümleler aklınıza geldi değil mi? Açıkça söylemeliyim ki sorun sizde değil, duygularını ve düşüncelerini açıkça dile getirmeyen arkadaşlarınız, aileleriniz, sevdikleriniz ve yöneticilerinizde. Sizi falcılık yapmaya ve karşısındakinin aslında ne demek istediğini algılamaya zorlayan bu toplumda ve hala bu durum çok normalmiş gibi bunu pazarlamaya çalışanlarda.

Yöneticileriniz siz sunum yaparken telefonuyla oynamadığında seviniyor ve bundan bir çıkarım yaparak sizi dinlediğini düşünüyorsanız, iş görüşmelerinde suratlarında kocaman gülümseme olan yetkililerin sizi aslında asla işe almayacaklarını hissedebiliyorsanız, siz aradığınızda telefonunuzu açmayan arkadaşınızın aslında telefonunun sürekli elinde olduğunu bilebiliyorsanız tebrik ederim duygusal zekanız normalin üstünde.

Günümüzdeki normalleşen bu anormal davranış biçimleri karşısında; arkadaş edinebilmemiz, aile kurabilmemiz, işe girebilmemiz vb. durumlar için ne yazık ki duygusal zeka oldukça önemli. Bu sarmaldan çıkabilmemiz adına; ne hissettiğimizi, dilimizin filtresinden geçirerek sakince karşımızdakine aktarabilme yeteneğini acilen kazanmamızı en içten duygularımla diliyorum. Aksi takdirde yakın zamanda denk geldiğim bir mavi yaka iş görüşmesinde şirketin üst düzey yöneticisi için yaptığı “CEO olmuş ama duygusal zekası olmamış” eleştirilerine siz de bir gün maruz kalabilirsiniz.



239 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi