RUHUN FİLİZLENMESİ


Mis gibi beyaz sabun kokan yer yatağının içinde döne döne yatıyorum. Yorgan yünden yapıldığı için çok ağır, çocuk bedenimle içinde eğlenceli ama bir o kadar da canhıraş bir çaba gösteriyorum bir yandan, diğer yana dönebilmek için.


Ortadaki büyük salonu ve kuzinenin yandığı alanı yattığım yerden görüyorum. Memleketteyim ve dolayısıyla yaz tatilindeyim. Allah'ım o yaşlardaki en büyük saadetim okulun tatil olup, bizim yani kardeş ve kuzenlerin Karadenizde ki köyümüze gönderilişimizdi. Bir bayramdı işte.

O sabah babaannemle dedem çoktan uyanmış. Dedem kuzineyi yakmış, babaannem ise bize soba üzerinde mis gibi devirme (çörek) hazırlıyor, bir yandan da derin bir sohbet içinde bu yaz ki mahsulün akıbeti ne olacak diye tartışıyorlardı, ya da aklımda öyle kalmış.


Dedem bir önce ki yıl fındığın, çayın ve meyvenin bol olduğunu dolayısıyla bu sene daha az mahsul olacağını söylüyor; babaannem ise ısrarla ilk baharda çok yağmur yağdığını ve yine bereketli bir yaz olacağını belirtiyordu. Dedemin söylediği çok mühim bir konuyu babaannem duymak istemiyordu. Toprak yorgundu ve dinlenmesi gerekiyordu. Doğanın kanunu buydu. Her sene aynı miktarda mahsul vermesi gibi keskin hesap olmazdı. İnsan vücudunun nasıl dinlenmeye, uykuya ihtiyacı varsa, toprağında Nadas'a ihtiyacı var diyordu.


O yaşta öğrendiğim en ilginç ve en özel kelimeydi Nadas! (Nedenini yazımda uzun uzun anlatacağım).


Tüm bu yukarıda yazdıklarım; sizinle asıl paylaşacağım konunun membasını bilmenizi istememdendir.

Doğduğumdan beri bir hengamenin içinde dört nala koşturmaktayım. Aklımda kurguladıklarıma yetişebilmek, kendi önüme koyduğum yalandan havuçlara erişebilmek için, yine kendi kendini kırbaçlayan da ta kendimdim. Başkasına ne hacet! Okul hayatı, iş hayatı, iş gezileri, özel hayatı ayakta tutma çabaları, eğitimler, kendine ha bire bir şeyler katma uğraşları derken geçen 40 yılımı; nasıl değerlendirdiğimi düşündüğüm nadas günlerimdeyim. Çok güzel deneyimlerle harika mahsuller kattım kendime. Bundan çok eminim ve olandan razıyım bin şükür. Ancak geçen 40 yılda emanet bedeni hiç dinlendirmediğimi, gemlerini hiç çözüp kendi haline bırakmadığımı düşündükçe; içim acıdı kendime.

Çok yorgunum çok.


Mutlu ama yorgun.

Huzurlu ama yorgun

Mahsullerinden çok memnun ama yorgun.


Ben bana merhamet etmeye, ben emanetime özen göstermeye niyet ettim sonrasında.


Kendimi bir vakit nemli pamuklar altına gizlemeye; filizlenmeye bırakmaya karar verdim. Tıpkı çocukluğumuzda fasulyeye, nohuta ya da herhangi bir bakliyata yaptığımız gibi. Kainat bize sırları çoktan vermiş aslında! Görmeye niyet eden ya da bunu ayabilen almış nasibini.


Toprağın kendine gelmesi için Nadas'a

Kadının doğumdan sonra toparlanabilmesi için kaliteli bir Loğusalığa

Tohumun ekilmeden önce, filizlendirilmeye;

Tırtılın, harikulade bir kelebeğe dönüşmesi için Kozaya;

İnsanın kendini ve önünü görebilmesi için doğru vakitlerde içine bakmaya, durmaya ihtiyacı varmış.


Bundan sonrası için ne yapmak istediğimle ilgili; yeni fikirler yaratabilmek, yeni rotalar çizebilmek, durup; olan bitene bakabilmek ve bu vakte kadar yaşadıklarımı özümseyebilmek için o nemli pamuk altında kalmaya ihtiyacım var. Sanırım evren de zamanlamanın biz insanlar için doğru vakit olduğunu şu an olanlarla doğruluyor, sürecin doğru olduğunun sağlaması dahi yapılıyor tüm dünya duruyor.


Bir müddet sonra sıhhatle, keyifle görüşmek üzere.


Kucaklıyorum tüm ihtiyacı olanları büyük keyifle.


1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi