Mutluluk İksiri

22 Şubat 2017


Sene olmuş 2017, herkesin ağzında sakız gibi “mutsuzum” kelimesi. Sevgili arkadaşlarım, abilerim, ablalarım, bahsettiğimiz mutluluk nedir?

Sene 2014’te bu yola çıkarken, hayatımdaki en yakın arkadaşım hayatımdan çıktı ve o zamanlar dünyanın en mutsuz edici olayıydı, daha doğrusu öyle görüyordum. İş başvurularım geri dönüyordu, evde tek yaptığım, rengârenk yünler alıp, 10 numara şişlerle boyunluk örmekti. Bu şekilde kafa dağıtıyordum.

Hayatıma kızıl saçlı gülüşü nefis bir hanımefendi girdi, canım Şirin ablam ve bir gün bana şöyle söyledi; “Sürekli gördüğün şeylere dikkat et ve yaşadığın her olaydaki hayrı gör, gör ve sevgiyle kabul et.” Çok zordu benim için, futbolu seven erkek gibi bir kızdım ve bundan gurur duyuyordum, erkek yönüm hala var elbette ki, fakat eskiden Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın ilk 11’ini bilirken şuan sorsanız, pek bir fikrim yok, yine de hala izlemekten keyif alabilirim. Ama önceliklerimi değiştirdim, ben de fazlalık yönlerimi geri plana attım, “DENGE ”ye aldım.

DENGE NEDİR? Güzel soru… Duygularımızın özellikle yaralı yönlerimizin bizi kontrol etmesine izin veririz ve bir gün çok mutlu olurken, ertesi gün bir bakmışsınız dünyanın en mutsuz insanıyız. Aşırı uç duygularda yaşamak, bizleri sürekli yoğun düşüncelerde ve çoğunlukla negatif düşüncelerde tutar. Eğer bu duyguları dengeleyebilirsek, daha az zarar görür daha mutlu oluruz.

Hemen örneklendirmek istiyorum;

Bir gün kozmetik marketlerden birinde annem ile alışveriş yapıyoruz, kasaya geldik. Bir kadın bağırıyor, sinirlenmiş, pos cihazı çalışmıyor ve kasadaki kıza şikâyet ediyor hatta direk ortalığı yıkıyor. O an sanki benim için dondu. Çizgi filmlerdeki gibi, etrafta hareket eden her şey dondu, sadece kadının bağırması vardı. Garibime gitti, neden mi çünkü farklı bir Ecem ayna gibi karşımda duruyordu.

Anneme döndüm, “Ben de mi böyle görünüyorum?” dedim. Annem sadece gülümsedi. O gün anladım, sinirlendiğim anda sadece derin bir nefes alıp, sakinleşmem gerekecek yoksa kendim üzüleceğim bir de karşımdaki insanın beni anlamasını beklemek ile geçecek zamanım.

Sorularınızı duyar gibiyim, sen üzülmüyor musun? Sen hiç mi ağlamıyor, sinirlenmiyor musun? Tabi ki hiçbir şey tamamen, silinmez, hayatta her şey bizler için. Sinirlendiğimde, derin nefesler alıyorum, beynim çalışmaya başlıyor. Acaba buradan almam gereken ders ne? Yaralı yönüm ne? Neden mutsuzum? İçimdeki nefes alamamışçasına beni üzen şey ne?

Aslında sadece benim. Siz evinize gelen birine surat asarak, amaan yine niye geldi ki offff! Derseniz karşıdaki insan bunu sizin enerjinizden hisseder ve çok vakit geçirmeden kalkacaktır ama Hoş geldin! Ben de tam seni bekliyordum derseniz, çok hoş keyifli vakit geçirirsiniz.

Enerji somut değil ki, Hayır enerji somuttur, kime nasıl yansıtırsanız, o şekilde tepki alırsınız. Çünkü karşıdaki insan sizin aynanızdır. Unutmayın! Kavga ettiğiniz kişi, kızdığınız kişi, ağladığınız kişi, en önemlisi mutlu olduğunuz kişi hepsi SİZSİNİZ!

Her zaman mutlu olma çabası da boştur bazen, MUTLU OLMAK? Eğer size gelen dersleri alıyorsanız, ilerlersiniz, bir mutluluğu daha hak ettiniz demektir. Eğer size gelen dersler sizi mutsuz edip, sürekli şikâyet noktasına getiriyorsa, bir yerlerde hala hata yapıp, yaptığınız hataları görmüyorsunuz demektir.

Ecem çok konuşma, eee ne yapmalıyız bunun için? Meditasyon, düzenli meditasyon algıyı açar. Algınız açıldıkça, olay sırasında, aynı çizgi film karakterleri gibi bütün sahneler donacak ve sadece siz hareket edebileceksiniz ve hemen olaya müdahale edebileceksiniz. Bir süre sonra bunu beyniniz, otomatik algılamaya başlayacak.

İçinizde bir ruh bedenin içinde size bir şeyler anlatmaya, çalışıyor, zaman zaman aklınızla göstermeye çalışıyor, zaman zaman bedeninize ağrı gönderiyor, kalbim sıkıştı diyoruz. Hayır, size kendinizle ilgili bir şeyler anlatıyor, dinleyin onu. Ona kulak verin, içiniz, ruhunuz sizin en kıymetli hazineniz. O zarar görür de yaralanırsa, merhemi yok.

Önce kendi ışığınızı keşfedin, başkalarının ışığı yanmasa bile, sizin görüş açınız o yolda gitmek için size yetecektir. Kapatın gözlerinizi hayal edin, kapkaranlık bir yol bir tek ışık bile yok, sadece sizin arabanızın farları yanıyor, zorlanıyorsunuz, ama aydınlık yola çıkmak için o karanlık yolu kendi farlarınızla geçmek zorundasınız. Olduğunuz yerde durabilir ve güneşin doğmasını, bekleyebilirsiniz ama unutmayın yine akşam olacak, başka karanlık yoldan geçerken yine güneşin doğuşunu beklerseniz sıkılırsınız, bu sizi yorar, hem de zaman kaybettirir. Ne yapmak istediğinize karar verin…





1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi