MUCİZE DOĞAL TAŞLAR

Birbirinden güzel, göz alıcı renkleri ve şekilleri ile büyüsüne çekildiğimiz, sahip olmalıyım diye inanılmaz bir istek duyduğumuz, içlerinde mucizeler barındıran şifalı taşlar...


Bizler gibi canlı olan, dişisi ve erkeğinin bulunduğu, kendi içlerinde çoğalabilen, hafızaları olan, bünyelerinde var olan enerji ile enerji alışverişini sağlayabilen, eğer enerjileri yenilenmez ise de ölebilen canlılardır doğal taşlar.


Gelin isterseniz, insanların çok uzun yıllar önce çok aktif bir şekilde kullandığı fakat zamanla unutulmaya yüz tutan ve günümüzde tekrar hatırlanmaya çalışılan doğal taşların zaman içinde nerelerde ve ne amaçlarla kullanıldığına biraz değinelim.


Kainatın içinde, yapı taşı atom çekirdeği olan ve bununla oluşumuna başlayan dünyamızı varoluşuyla birlikte, doğal taşlar da bu sürece dahil olup birlikte yol almışlardı. Hafızaları olan doğal taşlar, dünya üzerinde var olan medeniyetlerle birlikte yaşanılan her olay, her değişimi hafızalarına kaydetmişlerdir.


Bilimsel olarak henüz varlığı ispat edilemese de spiritüel anlamda varlığı kabul edilen Atlantis’te, Atlantisliler tarafından ilk olarak kristal kuvars keşfedilmiştir. İnsan enerjisi ile en uyumlu doğal taş özelliğini taşıyan kristal kuvarsları sağlık amaçlı olarak kullanmışlardır.

Atlantis’in batma esnasında gemiler ile rahipler tarafından Anadolu ve Mısır’a getirilen kristal kuvarslar bu medeniyetlerin de doğal taşlar ve bilgileri ile tanışmalarına neden olmuştur.

Mısır’da çok daha yoğun olarak kullanılan doğal taşlar, Mısırlıların günümüzde bile bizi hayretler içinde bırakan matematik bilgelikleri ile birleşince çok daha güzel sonuçlara ulaşmıştır. Pisagor’un var olmadığı o zamanlarda yapılan piramitlerin ölçüm hesaplamaları yapıldığında 3,14 olan pi sayını veriyor olması oldukça düşündürücü açıkçası.

Mısır’da açılan mezarlarda görünen odur ki, mezarın içinde bulunan değerli taş ve ziynet eşyalarının belli bir matematiksel şekle göre sıralanmış olduğudur.


Günümüzde spa merkezlerinde uygulanan yöntemin bir benzeri olarak Mısırlılar da taşları ısıtarak, çakraların üzerlerine koyup hastalıkları iyileştirme metodu kullanmışlardır.


Firavun'un savaşlarda kullandığı başlığının da Malahit taşından yapılmış olması bize taşlar hakkında da çok bilgiye sahip olduklarını anlatıyor. Malahit taşı bakırın olduğu bölgelerde çıkan, insan bedenindeki yorgunluk ve kas ağrılarını alıp dinçlik verme özelliğine sahip olan bir doğal taştır.


Mısırlılar’da en yoğun kullanılan doğal taşların başında Lapis Lazuli, Mercan ve Firuze taşı gelir.

Romalıların ise kadehlerini Ametist taşından yaptığı, sebebi olarak ise Ametist taşının sarhoşluğu alması olarak söylenmiştir tarihte. Aslında sarhoşluğu alma veya engelleme değil, zihni ve duyguları dengeleme özelliğine sahiptir Ametist.


Bizanslılar da Ametist taşından yapılan yemek tabakları kullanmışlardır.

Çinliler ise kahve fincanlarını Azurit taşından yapmışlar. Azurit taşı, alın çakrasına koyularak yapılan meditasyonlarda göz hastalıklarını iyileştirme özelliği olduğu bilinmektedir.

Yenileme özelliğine sahip olan Yeşim taşı Çinlilerde kutsal taş sayılmıştır. İnançları doğrultusunda Yeşim taşını taşımalarının tanrıyla yakınlaşma olarak düşünmüşler.


Eski Türkler’de şamanlar tarafından meteoroloji amaçlı kullanılan Yada taşı vardı. Yada taşı ile Şamanlar yaptıkları ritüeller ile yağmur yağmasını istiyorlarsa yağmur, kar yağmasını istiyorlar ise kar yağdırmak gibi amaçlar için kullanmışlardır.


Osmanlı döneminde sarayda yapılan yemekler padişaha sunulmadan önce Obsidyen taşından yapılan bir tabağa konulup zehirli olup olmadığı anlaşılıp o şekilde padişahın önüne götürülürmüş.


Evet, tarihte birçok dönemde, birçok amaç için kullanılmış doğal taşları görmekteyiz.

Etkilerinin çok olduğu deneyimlenerek ispatlanan doğal taşları günümüzde kullanımımıza dikkat etmemiz gereken noktalara değinelim biraz da dilerseniz.


Kendinize bir taş seçmek istiyorsunuz ve şöyle bir bakıyorsunuz taşlara. O taşların içinden gözünüzün takıldığı, ona doğru çekildiğinizi hissettiğiniz taş sizin taşınızdır. Tüm güzelliği ile sizi sarıyor sanki ve bu benim taşım diyorsunuz. Taşınızı seçtiğinizi zannediyorsunuz. Evet, siz seçtiğinizi zannediyorsunuz; taş sizi seçer aslında. Tüm cazibesini kullanarak, enerjisi ile sizi kendine çağırır.


İspat mı istiyorsunuz, çekildiğiniz taşın özelliklerini araştırın. O taşın taşıdığı özelliklerden biri mutlaka size uygundur, ihtiyacınız olan bir özelliğe sahiptir. Sizin ihtiyacınız olan şifayı size akıtabilmek için sizi seçmiştir.


Taşlar canlıdır içlerindeki enerji toplama ve aktarma özelliklerinin devamı için taşlarınızın özenli bakıma ihtiyaçları vardır.


Taşınızı ilk aldığınızda arındırma ve temizleme işlemini mutlaka yapmalısınız. Üzerinde bulunan başkalarının DNA’sından arındırıp kendinize uyumlu olacak şekilde niyet alıp kodlamalısınız. Taşların hafızasından bahsetmiştik. Sizden önce ona dokunan herkesin ve her durumun kaydı o taşın içindedir. Siz onu arındırdığınızda sadece size uyumlu olacaktır. Taşınızın hangi şifa özelliğinizi kullanmak istiyorsanız bunu taşınıza belirtip kodlama yapmalısınız ki size istediğiniz doğrultuda şifasını çalıştırabilsin. Devamında da temizleme de olduğu gibi taşınızın özelliğine göre enerjisinin yenilenmesi için işlemler yapmanız gerekiyor. Örneğin; bazı taşlar ay ışığı ile, bazı taşlar güneş ışığı ile veya toprak ile enerjilerini yenilerler. Bu taşınızın sertliği ve özelliklerine göre değişkenlik gösterebilir. Buna çok dikkat etmelisiniz. Bir de taş temizliğinde kimyasal kullanmamaya.


Taşlarınız sizde hizmet sürelerini bitirdiklerinde kaybolabilirler ya da sizden onu biri isteyebilir unutmayın; siz taşı değil, taş sizi seçmişti. Şimdi de yeni birine şifa vermeyi seçmiş olabilir. Sevgi ile ona, şimdiye kadar size verdiği şifa için teşekkür ederek uğurlayın yeni seçmiş olduğu kişiye.


Kristal taş terapisti Sayın Tuna Kamhi’nin ve adını sayamayacağım birçok taş araştırmacısının, araştırmalarından faydalanarak hazırlamış olduğum bu yazı umarım bizlerin de doğal taşların önemini hatırlamamızda yardımı olmuştur.


Sevgi ile kalın…





1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi