Mekanın sahibi sizsiniz...

Tarih: 22.03.2020 Saat: 23:30


Her bir evin ışığı yanıyor…

24.katta tüm evlerin nokta kadar göründüğü bir manzaram var.

Her bir evde farklı hayatlar ve hikayeler var.


Kimileri günümüzdeki salgının telaşında, kimileri ev geçindirmenin peşinde, kimileri oyuncaklarıyla oynamanın, kimileri sofraya koyacağı bir ekmeğin kimileri ise benim gibi kendi hayallerinin…

Bir anlığına dalıp, düşünüyorum…


10 sene önce neredeydim? Ve o günlere dalıyorum.


Sene 2010, Üniversiteye girişimin 2.yılı…

Büyük bir heyecanla girdiğim, hayallerimi süsleyen İç Mimarlığı okuyorum.

Yanımda, herkesin sahip olmak isteyebileceği bir arkadaşım var Melis Erol. İç Mimarlık binasının merdivenlerinin önünde oturuyoruz. Yine diyet yaptığım dönemlerden birinde Melis’e elimdeki sütüm ve kuruyemişlerimle bir şeyler anlatıyorum heyecanlı heyecanlı…


Arkada Radyo Bilkent çalıyor, çünkü öğle teneffüsündeyiz.

Özlemlerime yolculuk yaparken, arkadan Can Hatunoğlu, Mehmet Gül, Benil Turhal ve ismini sayamayacağım birçok sevgili arkadaşım da eşlik ediyorlar.

Yine bir şeyler anlatıp, çok sesli kahkahalarımdan birini atıyorum.

En son ne zaman o kadar içten kahkaha attım bilmiyorum.

Eskiye geri dönmek bile bir anlık iyi geliyor…


Devam ediyorum…


Merdivenlerden yukarı çıkarken rahmetli Herbert Bassler’ı görüyorum, muhteşem Canadalı aksanıyla bana yine bir şakalar yapıyor sevgili hocam. (Huzur içinde uyu…)


Stüdyoya giriyorum… Projemin başında hiç durmadığım anlardan birinde insanlara sen ne yaptın bakiyim demekten kendimi alıkoyamıyorum. Hatta bazı arkadaşlıklarım bile bu şekilde başladı. Mehmet hep bu konuda benimle dalga geçer.


Tüm bilgileri toplayıp rahat ettikten sonra, başlıyorum projemi çizmeye…


Ben kübist bir insanım, keskin köşeleri seven ve bunlarla tasarım yapan. Çizgim hiç değişmedi…

Yine en kübist halimle, çiziyorum. Beğenmiyorum, tekrar çiziyorum. Serpil Altay’dan kritik alıyorum yol gösterici hocam benim, yine muhteşem gülümsemesiyle bana tavsiyeler veriyor.


Bizim stüdyo derslerimiz eskiden Salı ve Perşembe günleri sabahtan akşama kadardı, arada dışarı çıkar, kritik zamanımız gelince yukarı çıkardık. Tüm günün verdiği yorgunluktan bir nefes almak için ise yüksek sütunları olan devasal binamızın önündeki merdivenlere oturmak için ise aşağı. Aşağı iniyorum bir sürü tanıdık yüz.


Burçak Altay, Tomris Yardımcı, Murat Özdamar, Yasemin Afacan, Turhan Kayasü, Alper Küçük, Nilgün Camgöz Olguntürk, Sibel Ertez Ural, Semiha Yılmazer ve tabi ki üniversite boyunca bana manevi annelik yapan Tijen Sonkan Türkkan.


Manevi annelik dediysem, hep güzel öğretilerini katmıştır hayatıma...


Çok şey öğrendim hepsinden…

Burçak Altay’dan hakkımı savunmayı…

Tomris Yardımcı’dan sert ve tatlı olmayı…

Murat Özdamar’dan kırmızıların ahengini…

Yasemin Afacan’dan yanlış yaptığımda savaşmayı…

Turhan Kayasü’den korkunun sadece ifade yeteneklerini sınırlandığını ve bildiğin bir şeyin cevabını korkmadan söylemeyi…

Alper Küçük’den en ince çizgilerin bile hayatımızdaki önemini…

Nilgün Camgöz Olguntürk’den ışıkların hayatımızın en önemli unsurların olduğunu…

Sibel Ertez Ural’dan renklerin ruhumuz hatta belki de hayatımızda bize yol gösterici birer harita olduğunu…

Semiha Yılmazer’den konuştuğumuz cümlelerin kendi içimize kapandığımızdaki akustiğini…

Serpil Altay’dan doğru bildiğinden şaşmamayı…

Tijen Sonkan Türkkan’dan sevmeyi, severken etrafına daha dikkatli bakmayı…

Ve tabi ki Herbert Bassler’dan yere çöp atmamayı, doğayı korumayı…


Hayal bu yaa… Hepsini gözlerimdeki özlem tebessümüyle selamlıyorum.


Şimdi anlıyorum aslında bana mekandan önce insan olmayı, olduğum insanı da mekana uyumlamayı öğretmişler…

Design 101 dersinde “Pattern nedir?” diye kendimizi paralamıştık. Ananasın, yılan derisinin, greyfurtun ve birçok nesnenin üzerinde tekrarlayan doğal geometrik şekilleri bulmak için uğraştırmışlardı bizi…


Meğersem Pattern hayatın ta kendisiymiş, hatta olduğun kişi…


Nasıl mı? İnsanın içindeki kahkaha, sevinç, mutluluk, hüzün, aşk, nefret ve buna ekleyebileceğiniz bir çok duygu insanın hayatında sürekli tekrarlayıp duruyor ta ki ölene kadar…


Peki ya bizler, bizler bu dünyaya sadece duyguları deneyimlemeye gelen birer geometrik şekilleriz. Hepimizin keskin kuralları veya yumuşak karınları var. Olaylara ve durumlara göre şekil değiştirip o duyguya giriyoruz.


Doğal süreçleri de insan olmanın getirdiği duygularımızla yaşamaya çalışıyoruz…


Mekanların uzunluğu, kısalığı, genişliği, darlığı insanı bir duyguya götürür.


Bizler de tıpkı o mekanlar gibi hayatımızda olan insanlara bir duygu yaşatırız. Kimine dar olur hayatı zindan ederiz, kimine geniş olur salon salomanje kalbimizde ağırlarız. Kimine kısa olur; tadını damağında bırakırız, kimine ise uzun olur; ömrüne yapışıp kalırız.


Yani biri size bana iyi gelmiyorsun dediğinde, bunu ona hissettiren mekan sizsiniz. Ya siz değişmelisiniz, ya da kabul edip gitmelisiniz…


Biri size mutluluk saçıyorsun, senin yanındayken veya konuşurken huzur buluyorum dediğinde o insan için ya daha çok emek vermelisiniz, ya da kabul edip önce kendinizi sonra bulunduğunuz durumu sindirmelisiniz.


Yani sevgili okuyucular; insan bir mekana sığamaz…

İnsanın mekanı duyguları ve başkalarına aktardığı duygulardır.

Yani; ya bu üstünde yaşadığınız dünyayı seveceksiniz, ya da bu dünya üzerinde duygularınızın içinde boğulup kendinizi aramaya devam edeceksiniz…


Unutmayın, her mekanın bir sahibi var…

Duygular olmasa, hepimiz birer robot olurduk…

Duygularınızı yaşamaktan korkmayın, o duygular negatif veya pozitif onlar sizin…

Size aitler, sizinle birlikte yaşayıp, sizinle birlikte ölecekler…

Siz dar bir mekana ayna koyarsanız, mekanı geniş olarak görüp ona göre yaşarsınız…

Duygularınız sizin aynanız, aynalar ise hayat pusulanız olsun…


Not: İç mimarlıkta en önemli terim Perspektiftir… Yani bizler tasarım yaparken, en çok perspektifin önemine bakar tasarım yaparız. (Elbette diğer etkenleri de unutmadan :) )


Bilkent Üniversitesi – Tüm IAED bölümüne ithafen…

2008-2013 yılında benimle birlikte okumuş tüm sevgili arkadaşlarım ve hala öğrenci olup bölümü ve okulu farketmeksizin okuyan tüm sevgili dostlarıma...

Tüm ders aldığım ve almadığım emekleriyle bizleri yılmadan eğitip hayata hazırlayan tüm değerli hocalarıma sevgi ve saygılarımla...

Kusurum oldu ise affola…

Sevgi ve Saygılarımla...

Nejla Ecem Çıklaçekiç




63 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi