"Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikin."

Yazıyı okumadan lütfen müziğin sesini açın.



Haziran ayının en telaşlı günüydü… Zorluklar karşısında hiç yılmayan bir kadın, Sokaktaki çiçeğe, camdaki kuşa, sokaklara namını salmış miyavlara, ha bir de mahallenin çetesi gibi dolaşan havhavlara hatta onu kıran ve kızdıranlara sevgisini dağıtarak işe gelmişti. Bir haziran günüydü… Tüm işlerinin düğüm olduğu bir güne başlamış, yardım istediği herkesin kapılarını kapattığı bir problemin içinde kalmıştı. Mahvoldum dediği bir anın ona verdiklerini almak için derin nefes çekti ve telefonun başına geçti. Telefonu açtı adam, öyle ihtiyacı vardı ki yardıma kadının kelimelerin anlaşılamayacağı kadar çok hızlı kendini tanıttı ve kendine gülmeye başladı. Adamın da tebessümüyle, kadının imdat çağrısına yardım etmeye çalışacağını söyleyip kapatmışlardı telefonu. Öyle bir yardımdı ki, kadının mucizesiydi. Zaman zaman aralarında geçen konuşmalar zaman zaman birbirlerine yabancılıklarıyla sessiz bir savaşa dönmüş, ikisinin de kaçmaya başladığı bir sessizliğe bürünmüştü aralarındaki.

Bir gün kadın sessizliğini bozdu; “Fark etmedim hiç sen gelirken. Kahkahaların kalmış kulaklarımda… Bir yabancı, öyle bir yabancı ki, Neye güler, neye kızar… Tüm cesaretimle enerjimin verdiği yetkiye dayanarak, Yazıyorum sana tüm coşkumla… Yabancıyım hem sana hem de seninle konuşan bana… Her sesini duyduğumda hayata olan hırsını hissediyorum. Seni yere düşüren herkese inat yaşamaya çalışmanı. Her yazdığın teşekkür de, merhametini ve bunu suistimal edenlere karşı öfkeni duyuyorum. Bir his içimde öyle bir his ki, seni bırakmamam gerektiğine dair… İçindeki derin adama tutunasım geliyor bir an, Sonra kaçarak uzaklaşmak istiyorum tüm soğukluğundan. Öyle ki, tam sana kızdığım, küstüğümde gidesim geliyor. Sonra yine sen… Tamam diyorum, gitme kal kızsa da sana, soğuk da olsa… Sonra bir fırtına… Tam sana dizimin kanadığını söyleyip, senden yardım isteyeceğim. Bildiğim evin kapısı, penceresi yok, o kadar ıssızsın. Ha bir de, rüyalarım… Sürekli bana bir parçanı bırakmışsın gibi rüyalarımdasın. Derin adamın felsefesi mi? Yoksa kendini mi korumak senin yaptığın bilemedim. Hem derin, hem çok sığ… Hem güneş gibi içimi ısıtan, hem de soğuk rüzgârların içinde beni bırakan. Hem gülümseten bir yaz haberi gibi, hem en sessiz yakarışların ta kendisi. Hem yorgun, hem de sürekli yoran. Hem sevgi, hem de sevgisiz. Hem bir boncuk dizisi kadar etrafı bol, hem de dağılmış kadar yalnız. Hem var, hem yok. Hem ilk, hem son… Peki, ben neresindeyim bu adamın? İstediğim çok değil, bir köşede çayımı, kahvemi alıp sohbet edebileceğim bir berjer. Birbirimize yaralarımızı anlatır, sonra çeker gideriz. Önemli olan, birinin hayatında sonsuza kadar kalmak değil. Önemli olan, birkaç dakika telaşa ne kadar çok şey sığdırdığın… Anlamak birini, kızgınlığını, kırgınlığını paylaşmak tam da yabancılara yakışır. İnce ruhlu, nazik ve bir o kadar hisli, bir o kadar hissiz adam, varsan varım, yoksan yokum… Bir berjerlik yerin var mı sohbete? Kahveler benden…”

Kadının yazdıkları karşısında adam daha da sessizliğe büründü ve cevap veremedi… Oysaki adam bilmiyordu, kadınlar çiçeklere benzer sulamazsan solarlar. Sustuğu her gün kadın solmaya devam ediyor, sadece hoş bir anının tılsımına takılmış bu hikâyeye karşılık yüzünde tebessüm, yine elinde sevgisini dağıtıyordu.

Adamın lafını hatırlıyor bir an için; “ölüm diye bir gerçeği var bu hayatın, geç kalmamak gerek...”

Çiçek solarsa, diriltmek zordur.

Bu ay sizlere yarım bir hikâye bıraktım tam da buraya… Kim bilir belki sizler de hikayeye dahil olmak ister, kendi hayatınızdaki cevaplanmamış sorulara odaklanır, adamın yerine bir cevap vermek istersiniz. Şöyle 3-5 saniyeliğine kapatın gözlerinizi ve Adam'ın yerinde olsaydınız ne söylerdiniz şöyle bir düşünün. Cevaplamak isterseniz, 'Adamın yerinde olsaydım...' cümlesinin üzerine tıklayarak bizlerle cevabınızı paylaşabilir, Mayıs ayının sonunda en beğenilen cümleye karşılık bizlerden küçük bir sürpriz kazanabilirsiniz.

"Uçamazsan koş, koşamazsan yürü, yürüyemezsen sürün. Ama ne yaparsan yap ilerlemek zorundasın."Martin Luther King



109 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi