KALEM BENİM ELİMDE


Sihrin kendisi sensin. Mucizenin ta kendisisin. Milyonlar içinden yarışı kazanmış, doğuştan şampiyon bir tanesin. Her şey sende başlar, sende biter azizim.

Ne kendine dert yarat, ne başkasına hezeyan, ne de sevdiklerine hayal kırıklığı ol. Akışa inan, bırak suya kendini.

Kayayı çatlatıp, fidana duran incir çekirdeği menzilin olsun ki; acıtma bedenini sen-seninle hesaplaşırken.

İlahi işleyişi içinde ara, yaşadıkların ve deneyimlerin bunun ziyadesiyle kanıtı, evrensel matematiğe selam dur.

Bu alemin senaryosuna aklın ermez. Şuuruna gelmeyecek olan can bulur, zuhur eder. Hayır şerre bulanmış, şer hayrı içine saklamış. Bekleyip görmek, görüp yaşamak, yaşarken olanlara eyvallah etmek lazım. Bir sürü dünyalık hissi yaşarken kendine eziyeti de bırakma tabii. Tanrıyı oynamaya, kendinden ödün vermeye, hele ki bir başkasını kendinden değerli görmeye kalkma.

Kalem benim elimde; senarist ve başrol benim.

Ya iyiyi yazar keyif olurum, ya kötüyü yazar; dramda boğulurum. Eğer keyfim yoksa; olması gereken yerde;

O ruh halimin yanına, yöresine kötü anılar doldururum. Her daim algımı yönetmek, bardağın dolu tarafını görmek,

Bir fener gibi yol göstermek,

Müspet ve yapıcı bir ruh giyinmek zorunda değilim. Yazarken çiçek açabilir ya da kara mürekkep damlar kalemim. Dört mevsim benim, rengarenk haldeyim. Baharı kış eden benim, soğuğu sıcak da yapabilirim. Işıltıyı zifiri karanlığa döndüren ta kendimim. Bir Dodo kuşu gibi şuursuz ve sakar, Bir saksağan gibi ışıldayan her şeye hayran olabilirim. Bu dünyaya alenen ait olmayan hayaller kurarken, Aniden kanatlara bürünüp göğe yükselebilirim. İyi olmak, anlayışla bakmak, el ve ses vermek zorunda değilim. Kendinden parıltısı olan, her yanı nurla kuşatılmış bir şeyim. Işıl Işıl parlıyorken kendime, karşıdan simsiyah görünebilirim. Zatıma yetecek kadar duygusal erzak alıp, yola koyulmuş, Eşsiz bir tat, mükemmel bir zat, sırlarla sarılı bir hikayeyim. Yerin yedi kat altından, bir nefes arşa uzanabilen. Niyeti iyi ama ruhu her an değişebilen kocaman bir yüreğim.

Muazzam bir sevgi dolu hazineyim.


Ne yaptım biliyor musun :) Bu sabah uyanır uyanmaz, bedenimden ruhumu soyundum. Ortaya çıkan çıplak benden soğudum. Haftalardır dört duvar içinde kurup, hikayeleştirdiğim; henüz gün yüzü görmemiş hayallerimi; ruhumun yanına katıp balkondan gri, puslu göğe bıraktım. Beraber el ele giderlerken arkalarından gözlerim dolu, sevgiyle bakakaldım. Özlemişler dışarıyı. Benden uzaklaşmak, kendilerine kalmak iyi olacak.

Hiç arkalarına dönüp bana, ait oldukları dış cephelerine bakmadılar. Üzülmedim ki.

İstedim ki ruhum ile hayallerim azıcık hava alsın. İstanbul semalarında kafesinden kaçmış kuş gibi dolansın. Martılarla çığlık, güvercinlerle takla atsın. İçinde bulunduğum ruh halinin de varsa bir adı; batsın.

Kalan et yığını bedenimi alıp içeri geçtim. Kulağına kulaklık takıp, sakin bir müzik dinleterek yan yatırdım. Bugün az besleyip, bol sıvı vererek emanetimi dünyalık hevesten sakındım. Bilemem daha ne kadar dayanırım.

Firarı sever ruhum, yanına aldığı suç ortağı hayallerimle dönerse yakında kendime gelirim. Yoksa ben aralar, tadı kaçmış, tuzsuz halimle cenin pozisyonunda sarılır kendime kendimin gelmesini beklerim.

Vakit vermek iyidir. Zaman yegane ilaçtır, aşmadığı bir sorun, sarmadığı bir yara yoktur.


Aşk olsun ilahi düzene.


Selametle.




1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi