Kalabalıklardan Kaçıp Uzaklara Gitmek...


Geçen hafta sonu bir günlüğüne İstanbul’ a gittim en sevdiğimle.

Çok yakın bir arkadaşımı evlendirip geldim bir çırpıda. İşin şakası bir yana sabah erken vakitte düştük yollara ve gece geç vakitte de geldik evimize. Tam bir günlük İstanbul seyahati oldu anlayacağınız. Erken girmemizin sebebi biraz gezmekti ama İstanbul’ da gezmek ne mümkün. Ne kadar kalabalık, ne kadar yorucu bir şehir. Yürümek ayrı dert, taksi bulmak ayrı dert metro ya binmek bambaşka bir dert.

Düşündük taşındık hiç bize göre olmadığına karar verdik. Yani gezmek, görmek için mükemmel kabul ediyorum ama o kalabalıkta sanırım gezmekten de zevk almıyorum ben. Gittikçe daha sakinliği sever mi oldum nedir? İzmir bile büyük ve kalabalık geliyor çok zaman bana. Ki İzmir, aşık olduğum şehir. Ama son zamanlarda aldığı gereksiz göç yüzünden o da oldukça kalabalık ve yorucu ya da zaman geçtikçe yaş ilerledikçe bana öyle geliyor da olabilir. Oysa denizini ayrı, karasını ayrı severim İzmir’in.

Balıkesir’ de okurken en sevdiğim şeydi her şeyin elimin altında olması. Yani şurası banka, şurası, postane, şurası pastahane gibi. Yürüyerek gidilen ya da vasıta ile bile olsa kısa mesafe olan yerler favorimdi. Eh serde gençlikte var yürüye yürüye bitirdim Balıkesir sokaklarını. Evden çıkıp okula yürüyerek gitmek, yürüye yürüye çarşıya gelmek, aralarında onar adım mesafe var zaten sinemaya, kafeye, bara gitmek… Seviyordum ben bu durumu açıkçası. Rahat hissediyordum kendimi. İzmir bile büyük gelmişti üniversiteden eve döndüğümde. Hoş hala da büyük ve kalabalık geliyor ya gözüme.

Sonuç olarak anladım ki kasaba insanıyım ben, küçük bir sahil kasabasında yaşamalıyım. Deniz kenarında yürümeli, yemek yemeli, çayımı kahvemi içmeli, yazın evimin önünden denize girmeliyim. Çarşıya yürüyerek gitmeli, en kötü bir mobilet sürmeliyim. Ya da bir bisiklet. Kitaplarım, filmlerim, küçük evimin küçük balkonu… Bu da böyle bir hayal işte hem yeri de belli ama o haftaya…

39 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi