İnsanın kalbini kendinden başkası kandıramaz...

25 Kasım 2017



Aşk belirsizliğin içinde kalmış küçük bir delik, ben de çevresinde dönüp dolanan bir divane, zaten aşk bu değil mi işte... Dönmek ve durmak, başın dönene kadar durmak, içine işleyene kadar dönmek işte hepsi bu kadar... Sen o, o da sen oluncaya kadar...

Bu hafta ki konumuz aşk, bugüne kadar bir çok arkadaşımın akıl danışanı değil ama dert köşesi oldum hep...

Çok kişinin sevgisine şahit, kendini nefret diye adlandırdığı hislerine kulak verdim. Seviyorum diye ağlayanlar gördüm, hayır istemiyorum diye haykıranlar duydum...

Sen şimdi bunları okurken hangisisin bilmiyorum, ruhunun kanepesine hangi duygu yerleşmiş bilemiyorum. Bildiğim bir şey var, herkesin kendine biçtiği bu rolde aşkın dünya üzerinde ‘HIRÇIN’ bir tanımı var, hatta herkesin kendine kabullendirdiği aşkın can yaktığı olgusu var.

Etrafımdaki evliliklerin çoğu patırtılı gürültülü veya çok şikayetli. En başında annem ve babamın bir arada olmayı beceremediği bir örnek var karşımda...

Herkes kendi yaşadığını bilir diyenleri duyar gibiyim, peki herkes kendini kandırdığını bilir mi veya farkedebilir mi dersiniz.

Az önce bir dizide duyduğum ve bir anda kendimde farkına vardığım bir cümleyle başladım yazmaya, itiraf ediyorum. ‘İnsanın kalbini kendinden başkası kandıramaz.’ (İstanbullu Gelin)

Ya kendimizi kandırıyorsak, aşık olduk zannettiklerimize aşık değilsek ya da nefret ettiğimizi düşündüklerimize gerçekten aşıksak.

Ya işe giderken söylendiğimiz o saatte kalkmayı seviyorsak ve hatta pazar günü bile o saatte kalkıyorsak.

Ya tatmadığımız bir yiyeceğin bizde uyandırdığı nefret duygusu sadece bir önyargı ise.

Ya alıştım dediklerimiz sadece hayatın bize sunduklarıysa ve biz sadece başka bir hayatı yaşamaya cesaret edemediğimizden kabullenip ‘ALIŞKANLIK’ diyorsak. 21 günde, bütün hayatınızı değiştirebilirsiniz.

Ya da tatilin bize iyi geleceğini düşünüp, çıktığınız tatil sonrasında döndüğünüz evde yine kendinize tatilin iyi geldiğini söyleyip, oysaki yaşadığınız hayatı bir kaç günlüğüne dondurmaktan başka bir şey olmadığını farkettiniz mi hiç?

Biraz dün gecemden bahsetmek istiyorum size; sevgili arkadaşım Mehmet’in hadi konsere telefonuyla başladı hikayem. 10 dakika arayla ‘Evet karar’ diye bitmek bilmeyen mesajları ve bunun akabininde ‘Yorgunum’ sözüme karşılık, beni getirebilmek için ‘Hakkımı helal etmiyorum’ kelimesini bile duydum. :)

Her neyse, bizde arkadaşların ısrarları değerlidir ve sorgusuz sualsiz gidilir, Mehmet’in Nişanlısı demek istemiyorum çünkü o da benim can dostum, sırdaşım, ince ruhlu arkadaşım Begüm’ün de ‘Haydi Nejla’ demesiyle, konsere gittik.

Sürpriz şimdi başlıyor :) Rock olarak düşünülen METAL konseri :) Hayatımda ilk defa gittim, hatta ilk defa 3 saniyeden fazla dinledim ve oradaki insanların sevdiği işleri yapmanın suratındaki hazzı gördüm.

1 saat süren konserin ardından Levent Yüksel konseriyle bitirdik tabi ki gecemizi...

Kendimi METAL müzik hakkında kandırmamışım ama kandırdığım bir çok şey varmış, onu farkettim.

Eskiden daha cesaretliymişim, kırgınlıklar, kızgınlıklar cesaretimi alıp götürmüş ve ben hala cesaretli olduğumu zannedip, kandırıyormuşum kendimi.

Nerden mi vardım bu kanıya, yapmayı istediğim herşeyi ötelediğimi farkettim, bir konser tarihi görünce, hadi gidelim diyip, sonra ‘amaaaan’ dediğimi farkettim.

Ve bir kez daha öğrendim ki, bu hayatın sana getirdikleri tesadüf değil, senin ihtiyacın olan minik mesajlar...

Eee Ecem aşk ile başladın yola nereye geldik? Lütfen sevdiğinizi zannedip evlenmeyin, iyice düşünün, sevmediğinizi düşündüğünüz birine tekrar şans verin, belki o an ihtiyacınız olan sadece onun varlığıdır.

Unutmayın, zaman geçiyor ve biz çocukluğumuzdaki kadar cesaretli kalamıyoruz.

Kalbimizi kandırıyoruz, oysa ki kandırdığımızın farkında değiliz.

Hayatın mesajları farkındalığınız, yollar UMUDUNUZ olsun...

Kendinizin farkına varın, ve muhteşem bir pazar günü tadın. :) 





26 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi