İçimizdeki kadınlar…


Yazılarımı yazarken yaşadıklarımdan, hissettiğim duygulardan yola çıktığım kadar tutkunu olduğum, izlemekten her seferinde keyif aldığım bir diziden de etkilenmekteyim. Benim gibi otuzlu yaşlarda bir kadınsanız bana göre izlemekten en çok keyif alacağınız, yer yer (tamam kabul ediyorum her zaman değil ama bence çok zaman) kendinizi bulacağınız bir dizi: Sex and The City…


Küçük bir alıntı ile dizinin konusu şöyledir: “Sex and the city, kariyer sahibi ve başarılı New York’lu dört kadın arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. Gazeteci Carrie Bradshaw, New York’ta bir gazetede kadın erkek ilişkileri ve seks üzerine köşe yazıları yazmaktadır. Carrie yazılarını yaşadığı ilişkilere dayandırmaktadır. Mr. Big ile olan ilişkisi onu derinden etkilemektedir. Avukat olan Miranda erkekler ve aşk konusunda katı kurallara sahiptir ve aşık olmadan ilişkilerini yürütmeye çalışır. Kendine ait halkla ilişkiler şirketi olan grubun en çapkını Samantha, sürekli ilişki yerine tek gecelik ilişkileri tercih etmekte ve bu nedenle fazla seçici davranmamaktadır. Grubun en romantiği ve tutucu yapıya sahip olanı Charlotte’ın en büyük amacı ise mükemmel, genç ve zengin bir erkekle büyük bir aşk yaşayarak mükemmel bir düğünle evlenmektir...”


Şimdi ben bu diziyi neden seviyorum ve nasıl esinleniyorum. Diziyi izleyen birçok kadın kendini başkahraman Carrie ile özdeşleştirir. Karakterleri tek tek anlatmak gibi bir niyetim yok, yukarıda yazıyor zaten. Ama durum şudur ki diziyi izlerken kendinizi dört karakterden her birinin yerine bir kez olsun koyuyorsunuz. Mr. Big’ e olan delice ve bazen saplantılı aşkıyla yeri geliyor Carrie oluyorsunuz, sevdiğiniz adamla evlilik hayalleri kurduğunuz da romantik tarafınız ön plana çıkıyor ve kendinizi Charlotte gibi hissediyorsunuz. İlişkiniz içerisinde yaşadığınız kimi deneyimlerle bir anda Samantha’ nın yerini alabiliyorsunuz, iş hayatınızdaki hırsınız, başarılı olma çabalarınız ve bunun yeri gelip özel hayatınızı bile etkisi altına alıp sizi katılaştırdığı anlarda da bir bakmışsınız Miranda olmuşsunuz.

Her kadının içindeki diğer kadınları ortaya çıkartan bir hikaye anlayacağınız. İçimizde birbiri ile bir araya gelemeyen, farklı zamanlarda ortaya çıkan, kimiyle gurur duyduğumuz kiminden utandığımız başka başka kadınlar. Kimi zaman seksi, kimi zaman saplantılı, aşık, çılgın, romantik, anaç, hırslı, başarılı minik minik kadınlar… Belki de varlığından haberdar olmadığımız daha niceleri. Kadınlığın doğası mıdır bilemem ama şu bir gerçek ki hepimizin içinde bizden bağımsız olarak yaşayan ve anlık ortaya çıkan kadınlar var. Ve o kadınların toplamı tek bir kadın. İşte belki de bizim gerçeğimiz bu, belki de kadın olmak böyle bir şey, parçalardan bir bütün yaratmak…


Ben severim içimdeki bütün kadınları. Her birinin ayrı bir tadı var bana göre. Hayatımdaki herkes hepsini göremez, bilemez tabiî ki ama bana kalan halleri ile, küçük sırları ile benim kadınlarım, beni ben yapan kadınlar onlar.

Bir düşünün sizin içinizde de vardır o kadınlardan, sizi siz yapan…


Yazarın notu: Diziyi hala izlemediyseniz mutlaka izleyin ve sonra geçirdiğiniz keyifli anlar için bana teşekkür edin :)

8 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi