İBREYİ SIFIRLA

Seni senden başka kim tutabilir. İstek ve arzularını gerçekleştirmende seni ne, nasıl durdurur. İnsanın en büyük çelme takıcısı önce kendisidir. Başkasına ne hacet demiyorum tabi. Gerçek olduğunu sandığımız “öğrenilmiş çaresizlik” sendromumuz bizi her seferinde atacağımız adımdan alıkoyuyor. Yazdığım her bir kelime ve cümlede zatımdan, zatımın deneyimlerinden yola çıkıyorum. Hariçten gazel okumayacak kadar cebim, koynum deneyim dolu. Gereksiz bi güvenle bana bir şey olmamış gibi, halet-i ruhum çok yerindeymiş gibi davranmıyorum. Acabalarımız, ahh o zavallı keşkelerimiz, sorgulamalarımız içinde kısılıyoruz. Ömrümüz; kum saati içinde ki taneler gibi akıyor, durmadan. Lakin bizler harekete geçmek, kendimizi mutlu edecek şeyleri bilir, görürken öylece kala kalıyoruz. Bu ne rehavettir. Yaşamadıkların, yapmadıkların ve geç kaldığını düşündüklerin için önce kendine sonra etrafına söylediğin çok şey aslında senin arkasında kalmayı seçtiğin bahanelerin. İki gözü de yüzünün ön kısmına koyulmuş insanoğlunun geriye bakması nedir. Tanrı arkamıza, geçmişimize bakmamızı istese gözümüzün 1’ini ensemize koymaz mıydı?

Dolayısıyla vakit; İbreyi sıfırlama, Müziği başa sarma, Eski alışkanlıklardan kurtulma, Üstümüzde ki ataletten sıyrılma, Denizde bedeni-ruhu arındırma, Göğe bakma, Akan suya anlatıp rahatlama, Yeniden ayağa kalkma, Tekrardan başlama, Sakladıklarını çıkarıp kullanma, Takıp takıştırma, Gereksiz yere tutunduğumuz bize hizmet etmeyen, kendimize özen göstermemizi engelleyen ne varsa vedalaşma vaktidir.

“Unutan iyileşir” Nietzsche

Zaman; şu ana kadar yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizi, deneyim nafakalarımızı cebimize koyup, göğüs kafesimizde ağırlık yapan, bizi gereksiz rölantide tutan, bir adım dahi atmamıza ket vuran ve yoran her şeyi azat etme zamanıdır. Eğer büyük resme bakmaya rıza gösterebilirsek hemen bu yazıyı paylaşmak isterim.” Şu yaşadıklarınızı yaşayan ilk ve tek insan siz değilsiniz”. “Dante

Bir yerde okumuştum “Ölmeye yakın insan; yaptıklarından değil, yapmadıklarından (yapamadıklarından) pişman olurmuş. Hatta “En büyük günah pişmanlıktır” der J.P.Sartre.

Bu aralar kalan vaktimde ne yaşamak istediğimi anlamak, kendimi can kulağı ile dinlemek için tercihli bir yalnızlık yaşıyorum. Az kalabalık, bol kendimim. Sosyal hayattan zorunluluklarım ve gönüllülüklerim dışında mümkün mertebe uzak kalıyorum. Veee kendime yaşamak istediğim hayaller listesi hazırladım. Yıllar önce hazırladığım ölmeden önce yapılacaklar listemi de güncellemiş oldum. Yazmak bana her zaman iyi gelmiştir. Yazdıkça kalemimden kâğıda döküldü güzellikler, güldür güldür akan şelaleler, fokur fokur kaynayan volkanlar, gidilmesi meşakkatli ülkeler, sevilmeye hazır kalpler, tutulacak sıcacık eller, sarılmak istediğim bedenler, tırmanılması korkutucu dağlar, üstünde geçmeye yürek isteyen köprüler, cesur kıyafetler, hele ki atlanacak derin sular (çok korkutucu) ama yapabilirim. Daha neleeer neler. Okudukça ben bile kendime şaşırıyorum. Ama şimdilik bitirdim. Başka şeyler eklemek için bir iki sayfa boş bıraktım.

“İnsan sahip olduklarının toplamı değil, fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır”. J.P.Sartre

Dün listemi son haline getirmeden önce ufak bir ara verip kendimi İstanbul sınırlarında denize, yamaca yakın bir yere götürdüm. Güneş yol boyu yüzümü sevdi can yakıcı ışıklarıyla. Derken yamacın kenarından denizi, deryasına hayran olduğumu izlerken; rüzgar kendime getirdi ardı ardına şuursuz esmeleriyle. 1 saat içinde önce sıcaktan kavruldum, sonra rüzgarla dondum, titredim. Tıpkı hayatın kendisi gibi yol boyu güneş-rüzgar ikilisinin yaptığı işte.

O yamacın kenarında kendimle; kendimi kandırmadan, düşündüklerimden utanmadan konuştuk. Deneyim hanemi, beni ileriye taşıyacaklarla yeniden düzenledim, aynı hataya yeniden düşmemem adına; yol göstersinler diye sakladım serin yerlere. İşime yaramayanları kaldırıp suya attım. Eve benimle gelmeye ısrarlı olanları yavaş yavaş bir Tümülüs’e dönüştürüyorum, yavaş yavaş gömeceğim. Üzerine mor rengine yandığım canım “Acem halısı” ekip görünmez yapacağım kimseler bulmasın diye. Ola ki bir başkası bulup çıkarsa da işe yaramaz, hizmet etmez gömdüklerimi benden başkası anlamaz; dilini bilirim. Dilimi anlamak zordur gönülsüze, anlamak bir o kadar kolaydır rızasıyla katıksız gelene. Geçinmeye rızası olan, yanında kendiniz olabildiğiniz, her türlü iletişiminizin su gibi aktığı, size değer katacak, beraber rengarenk olacağız insanlara denk gelsin yolunuz.


Sıhhat ve güvende olduğunuz keyifli bayramlar.

Selametle... Aycan


1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi