İstiridye'nin Sancısı

İstiridyenin bir hikayesi vardır. En karanlık ve fırtınalı gecede görünen deniz feneri gibi, insanın da zor zamanlarında işitmesi ve hatırlaması gereken bir hikayedir.

Bu hikayede; bir gün, okyanusun dibindeki bir kayaya tutunan istiridye, su içinden geçsin diye, kabuğunu açmış. Kabuğunu açıp topladığı yiyeceklerle beslenirken, aniden yakınındaki bir balık, bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası yaratmış. İstiridye kabuğunu derhal kapamış olsa da çok geç kalmış ve o sert, pürüzlü kum tanesi istiridyenin içine girip, iç derisi ile kabuğunun arasına yerleşmiş.


Bu kum tanesi o kadar ıstırap vermiş ki, istiridye bu sancıdan kurtulmak için kum tanesinin etrafını kendi özünde bulunan sedefiyle kaplamaya başlamış. O sancı veren kum taneciğini, ta ki nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar, yıllar yılı kendi sedefiyle kaplamaya devam eden istiridye, sonunda muazzam güzel ve parlak, son derece değerli olan bir inci tanesi oluşturmuş.



Benim için bu hikayedeki en değerli şey ortaya çıkan inci değil, kendi benliğini ve özünü katarak, güç ve sabırla bir kum tanesini parlak bir inciye dönüştüren istiridyenin kendisidir.

Senin de yaşam yolunda ta geçmişten bu yana taşıdığın ya da bir gün kabuğunun içine yerleşecek kum taneleri olabilir. Sana sancı veren dibe çökmüş veya henüz çökmemiş tüm kum tanelerini-sıkıntılarını kendi özünü kullanarak, sabırla birer inci tanesine yani değerli şeylere dönüştürebilirsin. Sevgi ve iyilikle dokunan insan elinin iyileştiremediği hiç bir şey yoktur. En güzel zahmet içinde sabrı barındırır. Öyle olmasaydı her istiridye içinden bir inci çıkarırdı. O yüzden bu incinin değil istiridyenin hikayesidir.

1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi