Hazan...

Düşen ilk yağmur damlasıyla birlikte resmi olarak da yaz bitti yine...

Bilen bilir benim mevsimimdir sonbahar ,oldum olası severim sararan yaprakların düşüşünü izlemeyi ,battaniyeyi göğsüme kadar çekip pencere önünde yağmuru seyretmeyi. Giderek ıssızlaşan sahil kasabalarını sokak sokak gezip terkedilmişliği iliklerime kadar hissetmeyi. Belki de bu yüzden bunca yıllık yalnızlığın bunca zaman ağır gelmeyişi...


Lakin biten her yaz ömürden bir yaprak daha eksiltirken ,çırılçıplak ama dimdik ayakta duran ağaçlara baktıkça daha bir vuruyor yüzüne insanın ,ömrün de hazanının olduğu gerçeği.


Yılların yorgunluğu omuzlara çöktükçe , yaz günleri gibi cıvıltılı geçen arkadaş toplanmalarının aralarının giderek açılması , hep birlikte küçük kaçamaklar yapma planlarının türlü sebeplerle ertelenmeye başlaması ,kalabalıklara karışmak yerine en sakin yerlerde yapılan organizasyonların tercih edilir olması ,hatta mevsim kışa döndükçe evlerin en güzel mekan seçilmesi, hazanı daha bir hissedilir kılmaya başladı sanki ...


Oysa cebimde hala ilk gençlik yıllarının harcanmamış ,yarım kalan heyecanları ...


Şimdi belki öyle coşkun değil ama dingin, huzurlu ,sessiz bir aşk yaraşırdı bu mevsime, harcatmak için cebimde yarım kalanları...

Cana can lazım değil mi...


Berna Alaiye












63 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi