“Hayattaki en büyük özgürlük, gerçekte olduğunuz kişi olmaktır.”


Çok sevdiğim bir söz var. Bir kitapta mı okudum yoksa bir filmi izlerken mi duydum hatırlamıyorum ama aklıma geldikçe beni ürperten bir söz. “Hayattaki en büyük özgürlük, gerçekte olduğunuz kişi olmaktır.”


Düşünerek ve sindirerek okuduğunuzda sizde anlayacaksınız eminim ne kadar ürpertici bir söz olduğunu. İnsanın içine işleyen, mutlaka bir yerlerinden vuran bir söz. Çünkü gerçekleştirilmesi çok zor bir durumdan bahsediyor. Benim yüzlerim var mesela, ayrı ayrı kişiliklerim. Bunu hep söyledim, hiç inkar etmedim. Ailemin gördüğü bir yüzüm, kişiliğim var mesela; sadece gerçek dostlarımın bildiği, ne ailemin, ne sevdiğimin farkında olduğu yönlerim var bambaşka ya da sevdiğimin yanındayken ortaya çıkan farklı yönlerimin olduğu bir kişiliğim daha var. Bir de bu saydıklarımdan başka iş yerinde çalışırken sergilediğim bir kişilik var. Şimdi diyeceksiniz ki sevgili okuyan bu ne böyle sanki bipolar bozukluk gibi ama öyle değil işte. Mesela acı çeken ya da çok mutlu olduğunuz zamanlarda ailenizden çok dostunuzla konuşursunuz çünkü ailenizin bilmediği bir şeyler vardır mutlaka işin içinde. Bilmedikleri, duymadıkları, görmedikleri… Ya da uzak, soğuk, mesafelisinizdir iş yerinizdeyken, hatta otoriter bile olabilirsiniz ama bu kişiliğiniz asla ailenize, sevdiklerinize göstermeyeceğiniz bir yönünüzdür… Ya içinizdeki yaramaz kadını ortaya çıkarırsınız sevdiğinizin yanında ya da hiç büyümeyen o kız çocuğunu. Ailenizin yanındaysa hep güçlü dimdik ayakta durmaya çalışan o kadınsınızdır belki de.


Peki; bunlardan hangisi gerçekten sizsiniz? Yoksa hepsi siz misiniz?


Diyelim ki bunların hepsinin birleşimisiniz, bunu her yerde gösterebilir misiniz? Sanırım ki hayır! Söylemek istediğim bu işte. Hayat karmaşası ve zaman içerisinde o kadar çok parçaya bölünüyor, o kadar başka kişiliklere bürünüyoruz ki ne zaman kendimiz oluyoruz unutuyoruz belki de veya bunlardan hangisi gerçek biziz. Zaman zaman ise kendimize yabancılaşıyoruz, giderek uzaklaşıyoruz kendimizden. Hayır diyemediğimiz ailemiz, istifayı basamadığımız işimiz ya da yılların verdiği alışkanlıktan kopamadığımız sevgilimiz.

Hani hep içinizde bir yerlerde vardır ya çekip gitme isteği; bu farklı kişiliklerimizin omuzlarımıza bıraktığı yükten olabilir mi abaca? Bu kişiliklerin hiçbirini yanımızda götürmesek, sadece kendimiz olsak, kendimiz olarak gidebilsek… Özgür olsak!



Ps: tekrar buluştuğumuz için mutluyum sevgili okuyan :)

1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi