ESKİ ÇOCUKLAR AFRODİSİAS SOKAKLARINDA





Yıllardır adını duyup ah gidebilsem dediğim Afrodisias; Ara Güler’i bir sabah çarpan o meşhur şehir. Aydın’ın Karacasu İlçesi sınırları içinde, İzmir’e 200 kilometre uzaklıkta.    

31 Mart 2018 ne de güzel bir bahar günü, bir gün önce çok üşümüştüm oysa.

Arabada onbeş kişiyiz bir de kaptan. Öyle bir grupla yola çıkıyorum ki tarifi imkansız, grup değil ekip doğru kelime ama. Çocukluğunu, gençliğini nasıl tarif eder insan? Ben onlarla çıktım bu yolculuğa . İki örgülü çekingen kız çocuğu, tek örgülü genç kız, kısa saçlı genç kadın  bir de yarı sarışın ellilerinde bir abla; tek koltuğa sığmaya çalışıyorlar.Yolcular da benim gibi kalabalık...Sıkış tepiş yoldayız... Bizden genç iki yolcumuz var sadece onlar da kırklarda ilerlemekte..

Yolculuk çok güzel, çok gülüyoruz, Kerimcim ne komik, başkanım ağır, ne güzel kurabiyeler yapmış Gülgün... Afrodisias orada, kaç yıldır orada, neden önemli anlatıyor Mehmet kaçıncı kez anlatıyor acaba ? Gözleri kapananlar da var yavaştan. Bahar dışarısı, Afrodisias ileride az kaldı. Nejat sessiz belki hep öyle belki en sessiz olduğu hafta bu, duyunca üzülüyorum.



Çay içelim diyoruz. Çay içelim ama şarap da alalım, söylenip duruyorum sabahtan beri nerede şaraplar diye. Afrodisias'ta cam kadehte şarap içmek istedim. Nedenini bilmem. Kadeh götüremedik yanımızda olmadı. Üzüldüm. Durduk. Hedef şarap ve çay, Kocaman bir büfe burası. Şarap aldık. İçimden ah diyorum kadeh yok kadeh. Büfe sahibi "Kaç kişisiniz ?" diyor. Ben nedense susuyorum,çukulata alma derdindeyim. Mehmet cevap veriyor galiba, o da kızmış içinden , neden soruyor diye. Lütfü büfe sahibi  "Size kadeh vereyim" diyor. Kutu içinde 12 kadeh veriyor. Tarifsiz bir mutluluk bu. İnanamıyorum kadehlerin gelişine. Kimse benim kadar şaşırmıyor ve sevinmiyor. Farkında değiller. Benim hayalim gerçek oluyor.




Afrodisias’a geldik. Traktörün çektiği bir römork? ile şehre gidiyoruz . Evrensel Kadın Suluboyacılar Derneği’nin otobüsünü görüyorum, Derneğe bu adı verenleri merak ediyorum. Hepimiz veya bir kısmımız çok gülüyoruz. Kapıdayız artık Müzekart alın, Kerim gibi olmayın Müzekart mühimdir diyorum.Rehberimiz anlatıyor , kaçırıyorum rehberimizin anlattıklarını arada, 25/30 metre yürüyoruz. Bir şey oluyor , kalbim daha hızlı çarpıyor.

Yüzler, maskeler, solda taş bir bank ağacın altında yaşı 2000’e yakın olmalı oturanlar var, sağda bir köy evi ilerisinde Tetrapol... Bugün ve dün iç içe, Geyre Köyü’nün evleri kısmen ayakta... Tetrapol de öyle zaman karışıyor…

Yürüyoruz. sütunlar, havuz, hamam, stadyum, meclis şehir binalarından kalanlar.. Bir fotoğraf çekerken siyah beyaz diye düşünüyorum. Güneş parlak , siyah beyaz bazı yerler, bazı sütunlar, taşlar . Şehir mi bana bu hissi veriyor Ara Güler mi? Bilmiyorum. Gelincikler kırmızı, sarı uzun çiçekler hardalmış. Ağaçlar yemyeşil Babadağ’ın zirvesi karlı. Her şey içiçe..Yaz geliyor hava sıcak, güneş yakıyor, gelincikler bahara ait ve kar . Sonbahar yok diyorum bir tek o yok. Gülümsüyorum sonra kendimi unuttuğum için 52 bahar görmüş gözlerim, sonbaharın kendisi değil mi?Ama cam kadehlerimiz var bizim ve şarabımız. Gülünecek daha, şarkı söylenecek,, bir gelinciğe hayran hayran bakılacak, yeni bir şarkı çalacak yakınlarda.

Stadyumda oturduk, leblebi ve  şarap.İki örgülü kız ve diğerleri gitti. Sarışın abla sırtını taşa yaslayıp doldurulan kadehini bitirdi. Siyah beyaz, siyah beyaz, dağ, kar, gelincikler,papatyalar, kırkayak, adını bilmediğim güzel ötüşlü kuş, Kısa pantolonlu oğlan çocukları, delikanlılar, genç adamlar ve genç olmayan adamlar , kadınlar, Afrodit ten söz ediliyor mitolojinin süperstarı o. Kaç tanrı var mitoloji aleminde diye düşünüyorum, saygı tanrısı var mı sorusu aklıma geliyor, sormuyorum, telefon nazlı oradan da bakamıyorum var mı ki?



Afrodisias Müzesi etkileyici, Sevgi Gönül Salonu heykeller, başında mızraklı kafatası,acayip bir at heykeli, daha yeni girdik içeri Hakan “Hadi Nurgül bir sen kaldın” diyor.Hızla Ara Güler fotoğraflarının olduğu Vakıf Salonunu geziyoruz salon küçük ve bence karanlık fotoğraflar zor seçiliyor. Sonra Prof.Dr. Kenan Tevfik Erim’in çerçevelenmiş pantolonunu görüyorum. 1959 da Afrodisias’a 30 yaşında gelmiş ve günlüğüne “Hayatımda yeni bir dönem başlıyor” yazmış 61 yaşında ölmüş Afrodisias’ta gömülü veya kendi deyimiyle “Sevgilisinin koynunda yatıyor”.

Burhan “Eteğin toz olmuş” diyor lacivert forma tozlanınca kolay çıkmıyor diye söyleniyorum Recai “Dalgacı Mahmut değil çenebaz Mahmutsun sus biraz , yoksa adını tahtaya yazarım”deyince susuyorum Mehmet’e “Daha çok erken, akşama kadar kalsak ne olur sanki” diyemiyorum…




1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi