'Dünyayı versek çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne..'


Gece saat 11.30, taksi'deyim eve dönüyorum.


Taksi ışıklarda durdu, sürücünün camı açık, ufak bir erkek çocuğu taş çatlasın 10-12 yaş aralığında koştu, geldi.


- Abi mendil alır mısın?" dedi,

- Sürücü, istemez dedi.


Çocuk sürücünün yüzüne dikkatli dikkatli baktı,


- Ben de istemezdim bu saatte, soğukta bur da durmayı ama naparsın be abi dedi, sonra da gitti.


Öylece durdum, kaldım.


Arkasından uzun uzun baktım, taksi devam etti ama ben olduğum yere çakılı kalmıştım..

Belki her gün karşılaşıyoruz, her yer de varlar belki, evet hep de gözümüzün önündeler..


Ama öyle bir söyledi ki,


-Ben de istemezdim..


Sanki o küçük beden bütün her şeyin farkına varmış, varamayanlara yol gösterir gibi konuşup, gitmişti..


Dünyada bazen en zor olan şey çocuk olmak sanırım, en kolaymış gibi görünse de..

Küçükler diye hiç bir şeyin farkında olmadıkları düşünülür ya, tam tersi yoksa biz büyükler mi uyuyoruz?


Dönüp dünyaya baktığımızda da büyüklerin savaşında en çok çocuklar zarar görmüyor mu?

Yoksulluk, savaş, şiddet uzayıp giden bir liste..


Dönüp sanayinin oradan geçtiğinde çırakların çoğu çocuk, cadde de yürürsün ya tartı da görürsün, ya da işte soğukta mendil satar, he bide bu ülkemizde, sokağımızda gördüklerimiz..


Çin'de ki köle çocukları, Suriye'de ki küçücük kızları, Irakta ki yezidi çocuklarını anlatmıyorum/anlatamıyorum..


İnsan zaten onları görünce ülkemizdeki sokak çocuklarına şükrediyor..

Şükrediyor derken bile utanıyorum, o kadar yazı yazdım, hiç bir yazım yumruk olup oturmamıştı boğazıma..


Keşke Nazım'ın dediği gibi,


'Dünyayı versek çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne..'




16 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi