Doğa'nın Ruhu


Zamanın başlangıcından beri buradayız…

“Bizim kırk bin yıldır burada olduğumuzu söylüyorlar

Oysa çok daha uzun bir süredir,

Zamanın başlangıcından beri buradayız.

Doğrudan, yaratıcı atalarımızın

Düşzamanı’ndan geliyoruz…”

Bill Neıdjıe

Bilimle uğraşıyorum. Hayatımın son 12 yılını ruh bilimi yani psikoloji alanında eğitimler alarak, araştırmalar yaparak ve sağaltıcısı olarak geçirdim. Ama son zamanlarda yaşadıklarımızdan konuşurken alışık olduğum dili kullanmak yerine eski bir dili kullanacağım. Çünkü son zamanlarda bizi bu kadar sarsan şey ölümcül bir salgına yakalanma, salgın nedeniyle kayıplar verme korkusu da olsa, tüm bunların aslında süregelen diğer savaşlardan, diğer felaketlerden bir farkı yok. Yalnızca şu kısmı var: salgın insan ayırt etmiyor ve hayatımızın büyük taşlarını yerinden oynatıyor. Bu zamana kadar savaşmak için herkesin sınır bölgesinde bulunması gerekmiyordu veya hayatta kalmak için her canlı türünün betonlar arasında besin ya da yatacak güvenli bir yer bulması gerekmiyordu. Şimdi istisnasız herkesin korkması gerekiyor, herkes bir şekilde engelleniyor ya da endişeleniyor.

Tüm bu yaşadıklarımız bizi çok net bir sonuca itiyor. Uygar insanın kendi özerkliğini gösterme ve kanıtlama arzusu doğaya karşı direnme ve doğaya egemen olma şeklinde en acımasız, en fevri yollarla gerçekleştiği için insanın doğayı-dünyayı getirdiği halin sonuçları gerçekliklerimiz olmaya başladı.

Hayali gerçekliklere (milletler, şirketler) duyduğumuz aşırı arzu, nesnel gerçeklikleri (doğa, hayvanlar, dünya), aslında sahip olduğumuz gerçek değerlerin çöküşünü, yozlaşmasını hatta yok oluşunu sağladı. Şimdi yüzümüze çarpan bu acı gerçek unuttuğumuz değerleri hatırlamamızı yeniden yaşatmamızı sağlamalı.

Yaşamın yenilenmesi için doğum gerekiyor. Artık parçası olduğumuz doğaya uyumlu, yeniden doğmalıyız.

Eskiden hayal dahi edemeyeceğimiz bir düzeyde yozlaştık. İnsanların birbirleri ile kurdukları bağlar artık bağ bile sayılamayacak kadar yüzeysel ve değersiz. Önceden utanılan, söylenemeyen gösterilemeyen şeyleri şimdi herkes birbirinin gözüne sokuyor. Artık dizi-filmlerde iyi karakterler “ezik”, kötü karakterler “havalı” algılanıyor. İnsanlar sahip olduklarını gösterme yarışı içerisinde kendilerini küçük düşürüyorlar. Doğanın verdiği ürünlerde “organik” olanını arıyoruz. Yalnızca, doğaya ve maddelere karşı değil; sevgi ve ilgide de aşırı tüketici olduk. Peki ne kaldı? Bizim için değerli olan, koruyacağımız ne kaldı?

Çok uzak geçmişi hatırlamak için araştırmalı ve yaratılış zamanı ile tekrar bağlantı kurmalıyız.



En az 40.000 yıldır Avustralya kıtasında varlığını sürdüren en eski insan topluluklarından olan Aborjin’lere göre düşzamanı; öncelikle evrenin oluşumunu açıklar. Daha sonra doğanın yaratılışını ve işleyişini, insan ve diğer canlıların tabiatını, yaşam ve ölüm döngüsünü anlatır. Düşzamanı, yalnızca kan bağlarını, toplumsal kuralları, cinsiyetler arası ilişkileri değil, aynı zamanda insan ile doğa arasındaki uyumu da düzenler.



“Düşzamanı doğanın ruhudur.

Doğanın ritmi ile aynı müzikal tema içerisindedir.”

Düşzamanı anlayışı bir doğa inancıdır. Doğadaki ve evrendeki her şey önceliksiz, ayrıcalıksız olarak eşit ve kutsaldır. Bu disiplindeki anlayış, insanları doğanın ayrılamaz bir parçasına dönüştürür.

“Saygı, doğayı ve üzerindeki yaşamı yeniler.”

Bu inanca göre, insanlar doğadan yalnızca bir yaşam desteği ve biraz da huzur istemeli. Aynı zamanda doğanın kendisini yenileyebilmesi için onu sömürmekten kaçınmalı. Doğayı değiştirme isteğine direnmeli, çünkü böyle yapmazsa, doğa kendisini nihayetinde yok edecektir.


İçinde bulunduğumuz bu sürecin bizden götürdüklerinin yanında zaman içerisinde olumlu ve büyük getirilerinin de olacağına inanıyorum. Doğayla birlikte yenilenip daha güçlü doğacağız. Çiçek açmış ağaçları seyre dalıyor, kuşların seslerini daha iyi duyabiliyor, ham maddelerimizin ve birbirimizle kurduğumuz ilişkilerin değerini daha iyi anlayabiliyor olmaya başladık bile. Hep birlikte yeniden uyumlanacağız.

Son olarak, yayınladığı eserden bol bol alıntı yaptığım eski doğa ve evren anlayışını incelemek için Aborjin’lerle yaptığı araştırmalar sonucunda böyle değerli bir yayın ortaya çıkaran Eser Coşkun’a teşekkür ederim.


Sonsuza dek yaşayacakmış gibi değil, zamanın ve doğanın ruhunun kıymetini bilerek hareket etmemizi diliyorum.

Kaynaklar:

Düşzamanı, Eser Coşkun, Pera Yayınları 2008

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, Yuval Noah Harari, 2012

1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi