Değişimi Dönüştürmek

Başlangıçlar zor. Bu satırlar örneğin, haftalardır beni bekliyorlar ama bir türlü o ilk kelimeyi yazamadım, ta ki Ecem’in tehditlerine kadar:) Hayat da böyle aslında. Bize bir şeyleri söylüyor, iletiyor ya da bir şekilde hissettiriyor ama biz ondan apaçık ve hatta tehditvari uyarılar görmeden harekete geçemiyoruz çoğu zaman. Peki neden? Kimi zaman korkudan, kimi zaman isteksizlikten, kimi zamansa vakti yaratanın kim olduğunu unutarak “vakitsizlikten”. Benim en çok kurcalamak istediğim ise o meşhur korku davası.


Geçenlerde Black Mirror’ın bir bölümünü izlerken duyduğum bir replik beni etkiledi. İşten ayrılmak üzerine yapılan küçük bir sohbette geçiyordu; “bunun yalnızca bir faz değişimi olduğu”. “Havuza atlarken soğuk sudan korkmayız, ona alışacağımızı biliriz ancak korktuğumuz o ilk şok anıdır.” Tam da o faz değişimi korkusu, bir diğer deyişle değişim sürecinin bizi ürkütmesi aslında onca şeyden alıkoyan bizleri. En başta da değişimden. Ve ardından bundan en korktuğun anda bu zamana kadar ses çıkarmamış olan hayatın bir anda koltuğun arkasından çıkıp “E hadi ama!” demesi. Ve bunu öyle bir der ki... Duydunuz zilin sesini.


Bazı insanlar çarkın dişlisi olmak ister, bazıları çark olmak. Bazıları ise çarkın dışında olmak. Neresinde olursak olalım, korkularımız bizi bir aralığa hapsediyor. Değişimi isteyip ondan korktuğumuz sürece, ne çarkın dişlisi olabiliyoruz ne çark, ne dışında olabiliyoruz ne de içinde. Kaygı ve stres tam da bu aralıkta yakalıyor insanı. Biz onlardan kaçmaya çalıştıkça korku bizi oraya bağlıyor, çok güçlü bir enerji çünkü o.


İnsan korkularıyla doğmaz, onları üretir veya öğrenir (en azından birçoğunu). Hem de öyle bir üretir ki, kendi kendimizi en çürütemeyeceğimiz şekilde kodlar. Ve biz onlara gökten inmiş gibi bakar, dokunamayız bile. Onlarla yaşamayı öğreniriz. Halbuki özümüzde yokturlar; çocukluğumuz, en cesur halimiz onlara uzaktan el sallıyor, bir tek o halimiz biliyor çünkü korkuların sahtekar yüzünü. Birçoğunun aslında fabrika ayarı değil de yükleme olduğunu. İstersek yok edebileceğimizi.


Diyeceğim o ki, korkularımızı gün ışığına çıkarabilecek bir tek şey varsa o da çocukluğumuz, özümüz; bize yüklenenler ve öğrendiklerimiz dışındaki, gerçek ben diyebileceğimiz o öz. Ona yönelmek, onu dinlemek, korkuları yok edip değişime izin vermek yönündeki ilk adım olabilir belki. Evet o ilk adımlar, başlangıçlar zor, ama bu da sadece bir faz değişimi.



56 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi