Çocukluk Meselesi

20 Ağustos 2017



Çocukluğumun en çok anlatılan hikayesi; bardağa aldığı kadar su koy, daha fazlasını koyarsan taşar. Her şeyin bir kapasitesi vardır, derdi babam.


Her bardağı doldururken ve suyu içerken düşünürdüm. Benim kapasitem ne? Benim zihnimde ne kadar yer var ve ne kadarını doldurabilirim diye?


Oysa ki, bardağı düşünürken zihin dolmaya başlıyor zaten, düşünürken bir yandan da aktif hale getiriyoruz. Zihne sinyal gidiyor, zihin var gücüyle bunu düşünmeye başlıyor.


Fare korkar ve tekerleğin üzerinde hızlıca koşmaya başlar. Yorulur ve durur fakat geldiği nokta diye bir yer yoktur çünkü tekerleğin üzerindedir ve aynı noktada sadece fiziksel olarak kendini yormuştur.


Zihnimizde tıpkı o fare gibi; cevabını bilmediğimiz sorular için alarm veriyor. Zihnin tüm düşünce alanları sadece onun için çalışıyor ve yoruluyor.

Bizler, hayatımızda istediğimiz her şey için bunu yapıyoruz?

Aşık olduk ve karşı tarafın ne düşündüğünü bilmiyoruz.

Dün iş görüşmesindeydik ve cevabın ve geri dönüşün ne olduğunu bilmiyoruz.

Bu gibi örnekleri çoğaltılabilir bu gibi durumlarda…

“Acaba o da beni seviyor mudur? Hoşlanmıştır belki? Yok ya… Yok yok kesin hoşlanmıştır.”

“İş görüşmesinde biraz ukalaydım ama yapmam gereken buydu. Acaba çok mu yanlış kelimeler seçtim? Ne zaman geri dönüş yapacaklar acaba?”

BEYİN: Yahu kardeşim, ne çok düşünüyorsun! Nefes al! Bıktım artık, kalbe hissetmen gereken hisler hakkında yanlış sinyali göndermekten! Hep beni yoruyorsun, sonra dinlenmek için, Fatma ben çok yorgunum Zihnim yorgun diyorsun. Tabi ki yorulurum, günde kaç tane sinyal gönderiyorum haberin var mı senin! Benim tek işim bu değil, bırak sağlıklı kalman için sakin kal ki, ben de sana yol göstereyim! Nefes nefese kaldığımda soru sorarsan, ancak YORGUNUM diye bağırabilirim.

Sen bir kere düşünsen her şeyi, zamanı gelince karar versen ve ben de sana yardım etsem. Her istediğin olacak değil mi inatçı keçi! Şimdi bir düşün bana ne kadar zarar veriyorsun?

Evet, Zihnimiz aslında bunları söylemek ister bize, Biz mi? Ne dinleyeceğim, ne gerek var diye düşünürüz tabi ki...


Yorgunluk, en zararlı düşüncedir. Düşünce diyorum çünkü başlangıcı çok fazla düşünüyor olmamız.


Ecem sen becerebiliyor musun? Benim bardak dolalı çok oldu, şimdi şimdi boşalttığım bardağı, sadece önemli bilgileri saklamak için kullanıyorum. Gerisi mi? Unutuyorum.

Biri bana dedikodu mu verdi, gün içinde konuştum konuştum. Sabaha unuttum bile. Birine kızdım mı? Gün içinde öfkemi gösterdim gösterdim. Sabah gözlerimi açtığımda, ne kızgınlığı?


Çocukken böyle miydik? Daha az düşünür, daha çok severdik herkesi, her şeyi. Bir kez düşsek, canımız acısa da bir kez daha denerdik. Daha cesaretliydik, daha içten ve daha sevgi dolu. Şuan yaşadığımız kişi olmayı biz seçtik.

Her duygu ve vücudumuza hissettirdiği, bizim günlük yaşantımız, 1 hafta belki 3 ay sonramız.


Sevgi seninle her yere gelir ve her ortama uyum sağlayıp seni de mutlu eder.

Öfke, kızgınlık, nefret seninle her yere gelir ve her girdiği ortamda gürültü, patırtı çıkartır ve sen derbeder.

Zihninizi yormayın, düşündüklerinize dikkat edin yoksa düşündükleriniz siz olmaya başlar. Siz de bir başkası…



1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi