Aşk acısı diye bir şey yok, çünkü..

Aşk güzel şeydir derler ya,

Dünyanın en güzel kadını, erkeği neyse sensindir..

Öyle hissettirir aşk..

Dünya da bir sen, bir o varmış gibi,

Dünya kendi eksenini bırakmış da sizi eksen kabul edip sizin etrafınızda dönüyormuş gibi,

Karnın ağrır, bacakların titrer, yemek yemek hak getire acıkmazsın bile, salak salak gülersin, gökyüzü ne güzel lan, ne mavi diye bakınırsın ilk defa görmüş gibi, dünya da hiç kötü bir şey yok, bütün dünya çiçek, böcek olmuş gibi, öyle güzel yermiş gibi neyse..

Bu gibiler uzayıp gider sonra uzmanların dediğine göre aşkın ömrü üç yıldır, daha uzun sürdüğünü gördüğüm de oldu gerçi ama neyse ve aşk biter, ayrılık gelir..

Sonra bir aşk acısı başlar bu aşkın ömrü üç yıl ya hani arkadaş bunun acısını geçirmesi bir ömür..

Zannediyorsun ya değil..

AMA

Öyle bir hal alınıyor ki, yaşadım, gördüğüm örnekler de çok fazla ve her gün bir yenisini daha ekleyerek devam ediyorum :)

Ölünmüyor..

Aşk acısı diye bir şey yok çünkü,

Zaman diye bir şey var..

Alışkanlık diye bir şey var..

İlk zamanlar ölüyorum sanıyorsun, o ilk evre, ilk günler, ilk hafta evet zor..

Gerçi kişiye göre değişiyor daha öncesinde yaşamışsan benzerini, antremanlıysan, koymuyor hiç..

Çünkü bir kemik ikinci kez aynı yerde kırılmaz, hee kırıldıysa da aynı acıyı vermez..

Sonra bir hafta daha geçiyor, uyanıyorsun, işe gidiyorsun, yemek yemeye başlıyorsun, dışarı çıkıyorsun vs.. rutin devam, he ama göz hep o telefonda bu arada, hani filmler de olur ya her telefon ışığı yanışında bekleyen zıplar ama maalesef banka mesajıdır gelen, delirirsin ya yaşıyorsun onu baya baya, çok telefon fırlatmışlığım mevcuttur..

Sonra oda geçiyor..

ÇÜNKÜ VARLIĞINA ALIŞTIĞIN GİBİ, YOKLUĞUNA DA BİR GÜZEL ALIŞIYORSUN HER ŞEYİN, HERKESİN..

Yani boş geliyor artık, başka şeylerin seni iyi ettiğini daha da iyi edebileceğini görüyorsun, deneyimleyip öğreniyorsun..

Bu arada olan bu deneyimin tecrübe ettiğin ve adını aşk acısı diye betimlediğin duygu seni olgunlaştırıyor, büyütüyor ve farkındalığını artırıyor..

Hayatta her şeyin kararını veremeyeceğimizi, ne kadar sevsek, ne kadar istesek de bazen yolların ayrılıp farklı yollarda yürümek gerektiğini ve her iki taraf içinde bunun daha doğru olduğunu öğretiyor..

Sonra zaman öyle bir şey ki alıp götürüyor, unutuyorsun..

O kadar şey paylaştığın, yıllarını verdiğin, ağladığın, yapmam dediğin ne varsa yaptığın, düşünsene uğruna ölmeyi düşündüğün adam/kadın aklına bile gelmiyor, ne garip dimi?

Bundan mütevellit aşk acısı diye bir şey yok, boş verin hiç üzmeyin o güzel canınızı da ve nefes almanın güzelliği ile yaşamanın tadını çıkarın.. :)



9 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi