ANKARA....ARKADAŞLIĞA DAİR...



Ankara'da bitti çocukluğum.Buz gibi bir Ekim gününde.


İzmir uzaklarda kaldı, çook uzaklarda.Kızılay'da denizi aradım. Belki bir yıl ,belki daha fazla. Üst geçitte bir sağa bir sola bakardım deniz hangi tarafta diye. Deniz yoktu. Cebeci güzeldi. Fakültenin tavanları ne kadar da yüksekti... Eski binaları sevmeye Ankara'da başladım galiba...Eski binalar ve yeni insanlar, hala ikisini de pek severim.Lakin yenilerden gayri eski insanlarımız vardır hepimizin .Çok şükür ki benim cephemde sayıları az değildir. O eski,o kadim insanlarımın pek çoğuyla yolum Ankara'da kesişti.Bazen "Üniversite sınavında bir soru eksik veya fazla yapsaydım hayatım nasıl olurdu" diye düşünürüm. Başka bir şehir, başka yol arkadaşları ve başka bir hayat. Cevapların ne kadar tuhaf bir gücü var.

Sıhhiye-Cebeci ,yurt -okul yürüyüşlerimizde anlatmanın ve dinlemenin belki ilk kez gerçekten  tadına vardım. Otobüsler tercihli yoldan Kızılay'a giderdi, şimdiki metrobüs yani.Hava güzelse muhakkak yürürdük Kızılay'a; şehrin kalbine. İnsanlar birbirine karşı saygılıydı, bir İzmirli olarak bu "Saygılı olma" halini sevmiştim. Sebebine pek girmeyeyim.


Cumartesi sabahları CSO (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası )konserine yetişebilmek büyük başarıydı.Tiyatro biletlerini alabilmek için gişe açılmadan sıraya girilirdi.Keşanlı Ali' yi kaç kez seyrettim? Kel Şarkıcı'ya neden hayran kaldım? Büyük Tiyatro'da havalandırmaya verilen o müthiş parfümü şimdi ayırd edebilir miyim?


Panellerdeki konuşmacılar ne kadar da bilgiliydi ve ben ne kadar cahildim.Cahil hissetme duygum hala yerli yerindedir.

Ankara;sakindi,yeşildi, saygılıydı,soğuktu, güven vericiydi, griydi, bilgiliydi, görgülüydü... Biz; hevesliydik, okumaya, öğrenmeye,,anlatmaya, dinlemeye, sevmeye,umutlarımız vardı geleceğe dair. İyi çocuklardık, hesapsız,biraz şaşkın, ürkek ...Velhasıl esasen ilk cümlemin tersine çocukluğu bitmeyen çocuklardık ve bir yanımız oralarda kaldı galiba ,1980'lerin Ankara'sında...

"Ankara'da arkadaş olmak" bir kavram olabilir mi? ''Olur'' diyenler de olur, ''Abartma!'' diyenler de. Bizatihi Ankara, arkadaşları birbirine yaklaştıran ve hatta iten bir şehirdir zannımca.İzmir ve İstanbul, insanları kendine çeker ne birbirlerine yaklaştırır ne  iter..Bugünlerde Ankara'da durum nasıl bilmiyorum, ben  eski Ankara'nın şahidiyim. Bu satırları geçen perşembe başlayıp bugün biten Ankara yolculuğumun hemen ertesinde yazıyorum.Bir kere daha gördüm ki Ankara'da arkadaşlarım seksenleri terk etmemişler; iyilikte,dostlukta, **diğerkamlıkta, muhabbette.


Babası hastanede yatan arkadaşım benim nezlemin derdinde.Biri çorbamın, ilacımın peşinde,bir diğeri sofrada güzel hikayeler anlatmakta iken sordum "Taner nasıl?" diye... "Öldü..." dedi.

Önce bir şey diyemedim. Yoktu...En son hastalığı teşhis edildiğinde görmüştüm.Sonra gitti...Kaybolmak istedi ve kayboldu...


Tanıdığım en iyi insanlardan biriydi, koşulsuz pür iyi olanlardan, fazla iyi olanlardan.Herkese yardım etmek isterdi, herkesle paylaşmak isterdi her daim...Hızlı hızlı konuşurdu, bazen anlayamazdım dediklerini gülerdim,gülerdik.

Binnetice; o güzel yol arkadaşlarımız için Ankara'ya bir şükran borcumuz var sanırım...



Taner Kaygusuz'un anısına hürmetle...


Nurgül Reşitoğlu



**Diğerkam ; özgeci,özgecil.Başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme veya diğer insanlara maddi veya manevi çıkar gözetmeksizin yararlı olmaya çalışma olarak tanımlanır .




1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi