2018 Kalp tadilatı...

25 Aralık 2017


Kimseye küsmedim…


Hele de kendime hiç, aksine kendimi tanıyorum ve hala keşfediyorum.


Bir doktor misali kalbimi kesip biçiyor, damarların nereden kan pompaladığını, nasıl çalıştığını öğreniyorum.


Bir mimar misali, kalbin ayakta durabilmesi için yeniden inşa etmem gerek. Kaç kolon gerekecek veya duvar, gereksiz duvarlar koymayacağım bu sefer.


İç mimar olup, ki asıl mesleğim de bu değil mi zaten, eee dekorasyondan önce kaç m2, kolonlar ve duvarlar nereye geliyor… Hangi köşe ışık alıyor, hangi alan daha karanlık hepsini hesaplamam lazım.


Herşeyden önemlisi, ferah bir kalp mi istiyorum, daha az eşya koymalıyım. Güneşe gelmeyen kısımlarda ise daha da ferahlayıp büyük görünsün diye aynalar eklemeliyim. Televizyon olmamalı, sürekli kalp atışlarımı dinlemeliyim. Kalbime kulak vermeliyim.

Daha modern ama eski klasiklerden vazgeçemiyorsam, arada bir melankoli için bir Pikap mutlu edebilir, bir de rahat bir berjer balkonun kenarına, kahvemi yudumlar kitap okurum.

Geçmişten vazgeçemeyip, orada mı kalıyorum sürekli. Bununla baş edemiyorum öyle mi? Çok klasizme gitmenize gerek yok. Pikap çalarken, ışıkları kapatın, kitleyin balkonu. Etraftan uzaklaşın. Bir de beyine sinyal yollayalım, “Ben iyi değilim.”

BİTTİ….


Ecem, nelerden bahsediyorsun sen böyle…


Kalbimizi biz inşa ediyoruz, biz yapıyoruz onu salon salomanje, biz çöplüğe çeviriyoruz sonra da toplamaya ve yeniden tadilat etmeye üşeniyoruz.

Sizi biraz benim geçmişime götüreyim o zaman…


Ben 10 yaşındaydım, kardeşim 3 yaşında, babam gittiğinde, bir takım işleri rast gitmemişti ve o da kendi babasının yanına İstanbul’a gitmişti, yardım almaya.

Gidiş o gidiş, 9 ay hiçbir haber alamadık ve geldiğinde anlatmaya mecali yoktu.


Çok kızdım hep ona, yaşadıklarımızdan dolayı, çok sinirlendim. İnsan en çok babasına ve annesine kızarmış. Kızdım hırslandım, kızdım acımasızlaştım.


Kalbimdeki ışıkları kapattım bir dönem, kimseleri duymadım, tek yoğunlaştığım, hayatta tek kalırsam düşünceleri ile düşüp düşüp ayağa kalkmaya çalıştım. Her seferinde yaptım da. Hep azimliydim ama ışıkları hiç yakmıyordum.


Taa ki, 2013 yazına kadar… Geçmişi şifalandırmayla başladı bu maceram, ne zaman Geçmiş Şifa meditasyonu yapsam, “Kendimi affediyorum” derken yakaladım kendimi…

Sonra, başladım kalbimde tadilat yapmaya, önce çöpleri attım, sonra ortalığı süpürdüm. Bir bezle toz almaya giriştim. Yıktım bazı duvarları, gereksizlerdi. Önce gereksiz takıntılarımı yok ettim. Küçük çatal takıntımı, şöfor arkası koltuğa binmemelerimi v.b. hepsini çöp poşetine koyup, binanın dışına koydum.

Mis gibi sabun kokusu vardı, ama bazı çöplerin kokusu o kadar işlemiş ki arada hala yüzümü ekşiten pis kokular için önlem almaya başladım.


Bu süreçte sırasıyla; Kendimi, Annemi ve Babamı affettim.

En az babama kızgındım belki, ama içimdeki hırs o kadar büyüktü ki, en çok ondan besleniyordu.


Şimdilerde mi?


28 yaşına basmama 1 ay gibi bir süre kaldı… İlk doğduğum gün, annem kucağına almamış beni ve “Bu bebek, çok çirkin ve çok kara benim çocuğum olamaz.” diyerek bütün gün kucağına almamış, Babam narkozun etkisinde olan anneme sahte bir kağıt hazırlamış ve “Şuan bu kağıdı imzala, çocuk esirgeme kurumuna verelim.” diyerek, annemin beni kucağına almasına sağlamış.

Bir süre isim koyamamışlar, karar verememişler, sevgili teyzem, ismimi kraliçeden gelsin diye “ECEM” koymuş.

Doğduğumda, sevgili dayım fotoğrafımı çekmiş, flaş patlayınca gözlerimi kırpmışım, kör oldum zannetmiş.

Canım dedem ve anneannemi hiç saymıyorum bile, ne istesem yapan bir dedem, gak demeden yerine getiren bir anneannem oldu hep.


Şımarık büyüdüm 10 yaşıma kadar, 10 yaşıma kadar diyorum çünkü babamın gidişiyle OLGUNLAŞMA evresine girmeye başladım.


Çocuk beyin ve kalpten, yetişkin olmaya çalışan bir kalbim ve beynim vardı hep…

Hala şımartıyorlar bu arada hepsi, ben de seviyorum hala şımarmayı…

Eeee ne de olsa, en çok aileye şımarıyor insan….


Doğduğumdan bugüne kadar olan anıların, sadece komik anılarını bıraktım kalbimde…

Kalbimdeki tadilatı hala tamamlayamadım, bir iki biblo, bir de ikili koltuk eksiğim var.

Şimdilik oturacak yer yok anlayacağınız, gelenler de zaten benimle birlikte gocunmadan yere oturan ailem ve arkadaşlarım…


Sevgili, anneciğim ve babacığım bunu okurken ağlayacaklar besbelli…

İkinizi de seviyorum, herşey herkes için süper olsun….


YENİ BİR YIL GELİRKEN, BERABERİNDE DE BİZE KALBİMİZİ YENİLEYECEK GÜCÜ VERSİN….

Herkese MUTLU YILLAR.

Not: Ufak Tefek Cinayetler dizisinde denk geldim bu sahneye, hem ağladım, hem de kendimi buldum...

Sanırım, 2018 için bir şeyi daha, çocukluğumu sandığa kaldırdım...


25 görüntüleme
1/11

Copyright © 2020 Işıkla Yolculuk Dergisi